Adı:
Gen Bencildir
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944315791
Orijinal adı:
The Selfish Gene
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kuzey Yayınları
Baskılar:
Gen Bencildir
Gen Bencildir
"Gen Bencildir" ilk yayımlandığı 1976 yılında biyologlar ve halk arasında büyük bir heyecan dalgasına yol açmıştı. Genin gözünden hayata bakışı parlak bir şekilde ve sade bir yazımla sunuşu, doğal seçilimin doğasıyla ilgili düşünce dizileri ile birleşerek evrimi anlayışımızla ilgili geniş kapsamlı imalarda bulunmuştu. Zaman, kitaptaki fikirlerin önemini onayladı. Kuvvetli entelektüelliğe sahip olmasına rağmen teknik bir dille yazılmamış olan "Gen Bencildir" birçoklarınca bilim yazıtının başyapıtı olarak görülür ve kitaptaki öngörüler günümüzde bile ilk yayımlandığı gündeki kadar güncelliğini korur.
(Tanıtım Bülteninden)
 
352 syf.
·8/10
Bir hayvanın yaşamının çoğu
üremeye ayrılmıştır ve doğada gözlediğimiz, kendini kurban etme eylemlerinin çoğu
ebeveynlerce çocukları için yapılır. “Türün devamı”, üreme kavramına ilişkin sıkça
kullanılan bir başka deyim olup, tartışmasız, üreme olayının bir sonucudur.
“Üremenin 'işlevi' türün devamını 'amaçlar' şeklinde bir sonuca varabilmek için
mantığı bir parça çekiştirip uzatmak yeterlidir. Buradan hareketle, bir başka yanlış
adım, hayvanların genelde türün devamını sağlayacak şekilde davranacakları
yorumunu yapmak olacaktır. Bunu ise, türün diğer üyelerine karşı özverili
davranacakları yorumu izler.
Bu düşünce şekli, Darwinci terimlerle söylendiğinde, muğlak kalacaktır. Evrim, doğal
seçilim yoluyla işler ve doğal seçilim de “en uygun” olanın, farklılıkları nedeniyle
ayakta kalmasıdır.
Ancak, “en uygun” ile kastedilen nedir? En uygun bireyler mi; en uygun ırklar mı; en
uygun türler mi? Ya da başka bir şey mi? Bazı amaçlar için bu sorunun yanıtı çok
önemli değil; ancak özveriden bahsediyorsak, can alıcı bir nokta olduğu çok açık.
Darwin’in varolma mücadelesi olarak adlandırdığı yarışma türler arasında ise, bireye
bu oyunda bir piyon olarak bakılabilir, o da en iyi niyetli yaklaşımla; bu piyon, türün
daha yüksek olan çıkarları gerektiği takdirde kurban edilecektir. Daha saygın bir
şekilde dile getirmek istersek, eğer bir grup -örneğin, bir tür ya da türün içindeki bir
topluluk- kendilerini grubun iyiliği için feda etmeye hazır bireylerden oluşmuşsa, kendi
bencil çıkarlarını önde tutan bireylerden oluşmuş rakip bir gruba kıyasla, neslinin
tükenmesi olasılığı daha düşüktür. Böylece, dünya nüfusu, bireyleri kendini adamış gruplardan oluşur.

EŞLEYİCİLER
Başlangıçta basitlik vardı. Tümüyle donanmış, karmaşık düzendeki bir yaşamın ya da
yaşam yaratma yeteneğine sahip bir oluşumun bir anda ortaya çıkmasını açıklamanın
daha da zor olacağının kabul edileceğini varsayıyorum. Darwin’in doğal seçilim yoluyla
evrim kuramı doyurucudur, çünkü bize basitliğin nasıl karmaşıklığa dönüşebileceğini,
düzensiz atomların kendilerini nasıl olup da daha karmaşık desenler şeklinde
gruplandırabildiklerini ve bunu insanları oluşturana kadar sürdürebildiklerini açıklar.
Darwin, varoluşumuzla ilgili zor soruya bir yanıt sağlar; ki bu, şu ana kadar önerilen
tek olası yanıttır. Bu büyük kuramı, alışılmış olandan daha genel bir yolla, evrimin
başlamasından öncelere giderek açıklamaya çalışacağım.
Darwin’in “en uygunun yaşamda kalması” kuralı, aslında daha genel bir yasanın,
kararlı olanın varlığını sürdürmesi yasasının özel bir durumudur. Evren kararlı
nesnelerle doludur. Kararlı bir nesne, bir ismi hak edecek kadar kalıcı ya da sık
görülen bir atomlar topluluğudur. Bu, Matlerhorn gibi, adlandırmaya değecek kadar
uzun süreli olan benzersiz bir atomlar topluluğu olabilir. Ya da, yağmur damlaları gibi,
içlerinden herhangi bir tanesi kısa ömürlü olsa da, oldukça hızlı bir biçimde oluşan ve
bu nedenle de toplu bir ismi hak eden bir varlıklar sınıfı olabilir.
Etrafımızda gördüğümüz ve açıklamak istediğimiz şeyler -kayalar, galaksiler, okyanus
dalgaları- hepsi de, şöyle ya da böyle, kararlı atom desenleridir. Sabun köpükleri
küresel olma eğilimindedir, çünkü küresellik, gazla dolu ince tabakalar için kararlı bir
biçimdir. Bir uzay aracındaki su da kürecikler halinde kararlıdır, ancak dünyada,
yerçekimi etkisinde, hareketsiz haldeki su, düz ve yatay bir yüzey halinde kararlıdır.
Tuz kristalleri küp şeklini almaya yatkındır çünkü bu, sodyum ve klorür iyonlarını
paketlemek için en kararlı yoldur. Güneşte, bildiğimiz en basit atomlar olan hidrojen
atomları, helyum atomları oluşturmak üzere birleşirler, çünkü oradaki koşullar altında
helyum şekillenmesi daha kararlıdır. Daha da karmaşık başka atomlar tüm evrende
oluşmaya devam ediyorlar; günümüzde kabul gören kurama göre de, evreni
başlatmış olan “big bang” ile oluşmuşlardı.


Hemoglobin, atomların kararlı yapılar oluşturmaya eğilimli olduğunu göstermek için
kullandığım modern bir molekül. Burada konumuzla ilgili olan nokta şu: Yaşam
dünyaya gelmezden önce, moleküller kimya ve fiziğin bildiğimiz süreçleriyle de ilkel
bir evrimleşme geçirebilirlerdi. Tasarım, amaç ya da yönelim aramamıza gerek yok;
eğer bir grup atom, enerji eşliğinde kararlı bir yapı alırsa, bu biçimde kalmaya
eğilimlidir. En ilksel doğal seçilim, basitçe, kararlı yapıların seçilip kararsızların
reddedilmesiydi.
Yaşamın başlangıcından önce hangi kimyasal hammaddelerin bolca bulunduğunu
bilmiyoruz, ancak en akla yakın olasılıklar arasında su, karbondioksit, metan ve
amonyak var: Hepsi de Güneş sistemimizdeki diğer bazı gezegenlerde bulunduğu
bilinen basit bileşikler.
Kimyacılar, genç dünyanın kimyasal koşullarını taklit etmeye çalıştılar. Bu basit
maddeleri bir kaba koydular ve bu kaba morötesi ışık veya elektrik kıvılcımı gibi ilkel
şimşeği taklit eden bir enerji uyguladılar. Bundan birkaç hafta sonra, kabın içinde
ilginç bir şeyler bulundu: Başlangıçta kaba konulanlardan daha karmaşık olan
moleküllerden çok sayıda içeren, koyu olmayan kahverengi bir çorba. Özellikle, amino
asitler bulundu: İki büyük biyolojik molekül sınıfından biri olan proteinlerin yapı taşları.
Bu deneyler yapılmadan önce, doğada bulunan amino asitler yaşamın varlığının bir
göstergesi olarak düşünüldüler. Şimdi ise, amino asitlerin varlığı yalnızca atmosferde
birkaç basit gazın, bazı yanardağların, güneş ışığının veya yıldırımlı bir havanın
bulunduğuna işaret eder. Daha da sonra, dünyada yaşamın ortaya çıkmasından
önceki kimyasal koşulların laboratuarda taklit edilmesi sonucu, pürin ve pirimidin adı verilen organik maddeler de elde edildi. Pürin ve pirimidinler ise, genetik
molekülün, yani DNA’nın yapıtaşlarıdır.

ÖLÜMSÜZ SARMALLAR
Biz yaşamkalım makineleriyiz, ancak “biz” sözcüğü sadece insanları kapsamıyor. Bu
kelime tüm hayvanları, bitkileri, bakteri ve virüsleri kucaklıyor. Yeryüzündeki
yaşamkalım makinelerinin toplam sayısını bilmek çok zor; toplam tür sayısı bile
bilinmiyor. Sadece böcekleri alsak bile, canlı türlerinin sayısının üç milyon
dolaylarında olduğu sanılıyor; böcek bireylerin sayısı ise bir milyon kere milyon kere
milyon olabilir.
   
DNA’mız vücudumuzun içinde yaşar. Vücudun belli bir bölgesinde yoğunlaşmış değil
de, hücrelerimize dağılmıştır. Ortalama insan vücudunu yapan, yaklaşık, bin kere
milyon kere milyon tane hücre vardır ve göz ardı edebileceğimiz bazı istisnalar dışında,
bu hücrelerin her biri içinde bulunduğu vücudun DNA’sının tam bir kopyasını içerir. Bu
DNA’ya, nükleotidlerin A, B, C, G alfabesiyle yazılmış vücudun nasıl yapılacağına
bildiren bir yönetmelik olarak bakabiliriz (Devasa bir yapının her odasında, mimarın
tüm bina için yaptığı planları içeren bir kitaplık varmışçasına). Bir hücredeki
“kitaplığa” ise, çekirdek diyoruz.

DNA molekülleri iki önemli iş yaparlar. Birincisi eşlenirler, yani kendilerinin kopyalarını
yaparlar. Bu yaşamın başlangıcından beri, hiç durmaksızın süre gelmiştir ve
günümüzde DNA molekülleri bu işte gerçekten çok ustalaşmışlardır. Bir yetişkin olarak, siz, bin kere milyon kere milyon hücreden oluşursunuz ama anneniz gebeliğe,
mimarın planının bir ana kopyasını içeren tek bir hücre ile başladı. Bu hücre ikiye
bölündü ve bu iki hücrenin her biri planların bir kopyasını aldı. Birbiri ardı sıra gelen
bölünmeler hücre sayısını 4’e, 8’e,16’ya, 32’ye ve bu şekilde devam ederek milyarlara
götürdü. Her bölünmede DNA planları aslına sadık kalarak ve çok ender hata yaparak
kopyalandı.


Beynin, yaşamkalım makinelerinin başarısına yaptıkları asıl katkı, kasların
kasılmalarını denetleme ve düzenleme yoluyla olur. Bunu yapabilmek için
gereksindikleri şey kaslara giden motor sinirler adını verdiğimiz kablolardır. Ancak, bu
sistemin genlerin etkin korumasını sağlayabilmesi için, kas kasılmalarının
zamanlanmasının dış dünyadaki olguların zamanlanması ile ilişkili olması gerekir.
Çene kaslarının yalnızca çenede ısırılmaya değer bir şeyler olduğunda kasılması,
bacak kaslarının yalnızca kaçılacak veya yakalanacak bir şeyler olduğunda koşma
düzenine geçmesi önemlidir. Bu nedenle, doğal seçilim, dış dünyadaki fiziksel olguları
nöronların atım şifrelerine çeviren cihazlar olan duyu organları ile donanmış
hayvanların lehine çalışmıştır. Beyin duyu organlarına -gözler, kulaklar, tat
tomurcukları, vs.-, duyu sinirleri dediğimiz kablolarla bağlanmıştır. Duyu sistemlerinin
çalışma şekilleri şaşırtıcıdır. Çünkü en iyi ve en pahalı insan yapısı makinelerden çok
daha karmaşık desen tanıma becerileri geliştirmişlerdir; aksi takdirde, sekreterlerin
yerini konuşmaları tanıyabilen ya da el yazısını okuyabilen makineler alırdı. Ancak
göründüğü kadarıyla insanlar daha uzun bir süre sekreterlik yapmaya ve sekreter
kullanmaya devam edecekler.
Genler de yaşamkalım makinelerinin davranışlarını denetlerler; doğrudan kuklaları
oynatan ipleri kullanarak değil, bilgisayar programcısı gibi dolaylı yollarla.
Yapabildikleri tek şey önceden her şeyi hazırlamaktır; bundan sonra yaşamkalım
makinesi kendi başınadır ve genler yalnızca içeride oturup beklerler.
Karmaşık bir dünyada öngörülerde bulunmak bir şans işidir. Bir yaşamkalım
makinesinin alacağı her karar bir kumardır ve beyni önceden programl ayarak genelde
sonuç verecek kararlar almasını sağlamak da genlerin işidir. Evrim kumarhanesinde
kullanılan fişler ise yaşamkalımdır: Kesinlikle konuşmak gerekirse, burada genin
yaşamda kalması olarak ifade edilen şeyin, daha çok bireyin yaşamda kalması olarak
anlaşılması mantıklı bir yaklaşım olacaktır. Su içmek için kuyuy a gittiğinizde, kuyu
kenarında gizlenerek av bekleyen ve yaşamını bu şekilde sürdüren avcılar tarafından
yenme riskiniz artar; kuyuya gitmezseniz susuzluktan ölürsünüz. Ne tarafa
dönerseniz dönün risk vardır ve genlerinizin uzun dönemde yaşama şansını artıran
kararları vermeniz gerekir. Belki de izlenecek en iyi yol, iyice susayana kadar
beklemek, sonra da gidip uzun süre yetecek kadar çok su içmektir. Böylece su
kuyusuna gidip gelme sayısını azaltmış olursunuz, ama bu durumda da kuyudan su
içerken başınızı uzun süre eğik tutmak zorunda kalırsınız. Başka bir seçenekse, sık sık
ve az su içmek olabilir; kuyunun yanından koşarken hızla, küçük yudumlar alınabilir.
Hangisinin en iyi kumar stratejisi olduğu,bir sürü karmaşık unsura bağlıdır. Önemsiz
sayılamayacak unsurlardan biri ise, avcının avlanma alışkanlıklarıdır; avcı açısından
bakıldığında, bu da en verimli olacak biçimde evrimleşmiştir.

Beyin yalnızca yaşamkalım makinesinin günlük işlevinin yürütülmesini yöne tmiyor;
aynı zamanda geleceği tahmin etme ve buna uygun hareket etme yeteneğini de
kazandı. Hatta, genlerin yazdıklarına da karşı çıkıyor. Örneğin, mümkün olan en fazl a
sayıda çocuk yapmayı reddediyor. Göreceğimiz gibi, bu açıdan insan oldukça kendine
özgü.
Bütün bunların bencillik ya da özverili olma ile ne ilgisi var? Oluşturmak istediğim
düşünce şu: Genler, hayvan davranışını -ister bencil ister özverili olsun- yalnızca
dolaylı yollardan denetler, ancak bu yine de çok güçlü bir denetimdi r. Genler,
yaşamkalım makinelerinin ve onların sinir sistemlerinin yapımını belirleyerek
davranışları etkilerler.
Ancak, ne yapılacağına ilişkin anlık kararları sinir sistemi alır. Asıl politikayı çizenler
genlerdir; beyin ise yürütme işlevini yerine getirir. Ama beyin geliştikçe, öğrenme ve
öğrenme için simülasyon yapma gibi hileleri kullanarak asıl politika kararlarının
gittikçe daha fazlasını üstlenmektedir. Bu eğilimin mantıksal sonucu, genlerin
yaşamkalım makinelerine tek bir genel politika talimatı vermeleri olacaktır: Bizi canlı
tutmak için, ne gerekiyorsa yapın. Henüz hiçbir tür bu noktaya ulaşamadı. 

İnceleme değil, alıntıdır.
352 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap bizim genlerimiz tarafından nasıl bir hayatta kalma makinesi haline geldiğimizi anlatıyor. Dawkin tüm canlıların birer hayatta kalma makinesi olduğunu savunuyor. Tüm canlıların asılda kendi genlerini hayatta tutmak, kendi genini geleceğe taşımak uğruna neler yapabileceğine değiniyor. Bencil kelimesi buradan geliyor. Aile planlaması yaparken, eş seçiminde, üremede vb. canlıların ne gibi çıkarları olduğu işleniyor.

Dawkin bir evrim biyoloğudur. Kitabında da daha çok hayvanlar ve bitkiler üzerinde durmuş. İnsanları çok fazla detaylandırmadan, hatta onları da hayvanlar üzerinden örneklendirerek anlatmıştır. Biyolojiyle profesyonel ilgilenenler için çok geliştirici bir kitap.

Dawkin önsözünde her ne kadar çok fazla terim kullanmamaya çalıştığını, basite indirgediğini söylese de ben öyle düşünmüyorum. Benim açımdan dili basit değildi. Ve kitap bir bilim kitabı niteliğinde olduğu için öyle roman gibi akıcı okuyamıyorsunuz. Verdiği örnekleri anlamak için biraz kafa yormak gerekiyor. Kitap bölümler halinde verilmiş. Bir bölümü okumadan diğerine atlamamanızı tavsiye ederim çünkü birbirleriyle bağlantı kuruyor yazar. Ve bir bölümün başında -genelde hayvanlar üzerinden- örnekler vererek başlıyor, o örnekleri dikkatli okumanızı tavsiye ederim. Aksi takdirde tüm bölümü kaybedersiniz.

Anlayarak okuduğunuzda kitap gerçekten çok zevkli ve çok eğitici bir kitap. Ben vaktim kısıtlı olduğu için hızlı geçmek zorunda kaldım. O yüzden bir çok şey havada kaldı. Ama örnekleri başından yakaladığım konulardan çok zevk alarak okudum. Size de yavaş yavaş okumanızı tavsiye ederim aksi takdirde başından anlamayınca sıkıcı olabiliyor.
352 syf.
·18 günde·Beğendi·10/10
Kitabı 18 günde okumuş olmam kitabın akıcı olmadığı, çok terim barındırdığı ya da ağır ilerlediği gibi bir izlenim yaratmamalı çünkü kitap gerekli zaman ve konsantrasyon verildiğinde kısa sürede bitebilecek bir akıcılıkta. Fakat şunu söylemeden geçemeyeceğim, kitap birçok bilgi barındırıyor ve buna rağmen oldukça akıcı. Tabi bunda Dawkins'in kendine has üslubunun da etkisi oluyor. Olayları aktarırken fazla terim kullanmadan her kesimin anlayabileceği düzeyde yazılmış ki bunu da önsözünde belirtiyor.

Kitabın konusuna ve amacına gelecek olursak, Dawkins doğal seçilimin bilimadamları dahil birçok kişi tarafından yanlış anlaşıldığını ve bu yanlışın düzeltilmesi için böyle bir kitap yazdığını ifade etmiş. Doğal seçilimin türler bazında bir seçilim olduğu yani, doğanın kayırdığı şeyin "tür" olduğunu düşünmenin son derece yanlış olduğunu söylüyor. Aslında doğal seçilimde en önemli olanın "gen" olduğunu belirtiyor ve kitabında "bencil gen teorisini" anlatıyor. Peki neden "bencil" gen? Bu sorunun cevabı da aslında kitapta. Zaten "Başarılı bir gende ağır basan niteliklerden birisinin merhametsiz bir bencillik olduğunu savunacağım." (Sayfa 26) sözüyle doğal seçilimin bencil olan geni kayırdığını dile getirmiş oluyor.

Bu kitabı okuduktan sonra canlı, özellikle hayvan, davranışları konusunda birçok bilgi sahibi oldum. Örneğin bir annenin bir babaya oranla neden çocuğuna daha çok korumacı, sahiplenici davrandığı, ebeveyn-çocuk ilişkisinin neden kardeş-kardeş ilişkisinden daha güçlü olduğu (ebeveyn ve çocuğun taşıdığı ortak genlerin oranıyla iki kardeşin taşıdığı ortak genlerin oranı eşittir.), bir dişinin eş seçerken neden "nazlı" davrandığı vb. daha birçok konuda bilgi sahibi oldum. Ve bunların hepsini evrimsel açıdan ve genlerin bakış açılarıyla anlatmış olması olayları daha anlaşılır kılıyor.

Bence canlılığın neden bu evrelere kadar geldiğini anlamak için herkesin okuması gereken kitaplar arasında.
352 syf.
·5 günde·9/10
“Evrimin itici gücü genlerdir” diyen Dawkins’e göre bizler genlerin aktarımı için birer aracız. Kendi çıkarlarıyla ilgilenmeyen bir gen hayatta kalamayacaktır. Bencil genin anlamı budur.

Kitap 13 bölümden oluşuyor. En fazla üzerinde durduğum bölüm, ölümsüz sarmallar oldu; doğal seçilim, gen havuzu, ölümcül genler üzerine detaylı bilgiler vermiş.

Bir hayvan davranışları bilimcisi olan Richard Dawkins kitabının hayvan davranışlarıyla ilgili olduğunu söylese de “insan” ı konunun dışında tutmamış. Evrim, gen aktarımı gibi konulara meraklıysanız okumanızı tavsiye ederim.
352 syf.
·
Dawkins, her zamanki carpici ve sivri kapak tasarimlari ile karsima cikmayi basardi. Biyoloji ile harmanlanan felsefe, psikoloji bizi hep birlikte bilim yoluna yoneltiyor. Gen bencildir herkesin okumasi gereken kült bir eser.
352 syf.
·Puan vermedi
Richard Dawkins'den "Gen Bencildir"i okudum. Popüler bilim kitapları ilgimi her daim çekmiştir; lakin okurken almayı umduğum keyfin esamesi okunmaz oluyor hatta zaman zaman sıkıntı basıyor. Tüm be meşakkat nitelikli bir öğrenmenin önünü açıyor. Şimdi bu kitaptan öğrendiğim ilk şey Dawkins'in ilksel çorba dediği karışımın içindeki bazı kararlı moleküllerin yan yana gelmeleri, ardından genlerin oluşumu ve trilyonlarcasının bir araya gelerek formlara, bizlere, "hayatta kalma araçlarına" dönmesi. Anladığım kadarıyla doğal seçimlimde mesele formun değil genin bir sonraki nesle aktarılması. Vay arkadaş gen bizi bayağı bayağı kullanıyor. Yani neden seksi bu kadar seviyoruz ya da neden bazılarımız biraz daha bencil veya neden bazı bacaklar diğerlerinden daha hızlı koşar vb. davranışların altında genlerin bir sonraki nesle kendilerini aktarma gayretlerinden kaynaklanıyor olması fikri ilginç. "Gen Bencildir" derken de aslında genin yaşamının ebediliği konusunda ne kadar kararlı olduğu vurgulanıyor. Şimdi bu başlığa bakan bazı dingil dombalak tayfa "Abiiii insan bencildir, doğası böyledir, bırakalım yapsınlar, bırakalım geçsinler..." diyebilir. Bilakis formlar, hayatta kalma makineleri yani bizler işte, her zaman bencil değiliz zaman zaman da özgeciyiz. Dawkins bu kitapta özgeciyiz ama bir sor neden, demiş elbette. Kapitalist dünyada bir şekilde özgeciliği bencilliğin bir kolu gibi göstermeye çalışan birçok insan var. Benciliz çünkü genler... diye başlayıp eeee işte hayvanız başgannn diye biten. Ama bugün görüyoruz ki tüm hayatta kalma makinelerinin "ortak çıkarları" gereği, dünya bizim konağımız, biz virüslerin ve bakterilerin konağıyız, birbirimizle iyi geçinmemiz gerektiği gün be daha iyi görmeye başlıyoruz. Dawkins yeni bir kavram yaratmış adı da "MEM". Düşünce geni gibi düşünün. Bu "MEM"lerde bir şekilde zihinden zihine sıçrıyor. Yanına başka "MEM"ler alarak aynı genler gibi kümeler oluşturuyorlar. Bu "MEM"lerin bazıları zararlı ama mevcut koşullar onların hayat kalması için avantaj yaratıyor. Kabaca la insan bu devirde buna inanır mı, diyoruz ya bazen, nevrimiz dönüyor. İşte buna inanılır mı dediğimiz "MEM"ler... Devamı için Instagram @cirak_ozgur 'a bakabilirsiniz.
352 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
Richard Dawkins.. Her daim sivri, cüretkar ve eğlenceli.. Bilimi en yalın hali ile bizlerle buluşturan bir usta.. Bu sefer ki maceramızda Genlerimize bir yolculuk yapıyoruz. Onların karmaşık ve değişken dünyasında hayatta kalmaya çalışıyoruz.. Ben çok sevdim.. Zaten Dawkins sevmeden okunacak bir adam da değil hani :)))
352 syf.
Yorucu ve uzun soluklu bir kitap. Kesinlikle çok dikkatli okunması gerekiyor. Yazarının bile başını döndüren anlatıma sahip olması (kendisi belirtiyor) bazı bölümlerde sizi ara vermeye zorluyor.
352 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
ÖNSÖZ: Şempanze ve insanın evrimsel geçmişlerinin yaklaşık yüzde 99,5’i ortaktır; yine de birçok mantıklı insan şempanzeye eğribüğrü, insanla ilgisiz, tuhaf bir yaratık olarak bakar ve
kendisini Mutlak Yaradan’a erişme yolunda bir basamak taşı olarak görür. Evrimci için böyle bir şey olamaz. Bir türü, diğer bir türden üstün kılacak hiçbir nesnel dayanak yoktur.
Şempanze ve insan, kertenkele ve mantar, hepimiz, üç milyar sene kadar önce doğal seçilim olarak tanıdığımız bir süreç içerisinde evrimleştik. Her tür içerisinde, kimi bireyler
diğerlerinden daha çok sayıda, yaşamını sürdürebilen döl vermişlerdir. Buna bağlı olarak da, üreme bakımından başarılı olan bireyin kalıtsal özellikleri (genler), bir sonraki nesilde sayıca artmıştır. İşte bu doğal seçilimdir (Genlerin farklı, gelişigüzel olmayan üremesi). Bizi doğal seçilim inşa etmiştir ve eğer kendi kimliklerimizi kavrayabilmek istiyorsak anlamamız gereken de bu doğal seçilimdir. İyi okumalar.
352 syf.
Kitap özelinde belki de milyonlarca inceleme ve alıntı var. Muhtemelen birbirlerine zıt birçok görüş de...
Farklı bakış açılarının en önemli sebebi muhtemelen eğitim; Yeteri düzeyde uzmanlık eğitimi olmadan bu kitap hakkında hüküm vermek ciddi bir had problemidir. Pek tabii ki etkenlerden diğerleri, coğrafya, kültür ve maddi güç.
Bir konuda herkes hemfikir olabilir, yazar insanların ufkunu açıp düşünmeye ve araştırmaya zorluyor. Bu bile başlı başına okunması için yeter.
Dişi erkeği inceler ve sadakat ve evcillik işaretleri arar. Erkek topluluklarında sadık koca olma eğilimi değişkenlik gösterecektir. Dişiler bu gibi nitelikleri önceden tanıyabilseler, onlara sahip erkekleri seçerek kendilerine yarar sağlayabilirlerdi. Bunu yapmanın bir yolu da, bir süre elde edilmesi güç dişiyi oynamaktır: Nazlı dişi.
Dini kurallara uyulması konusunda en etkili olan doktrin, cehennem ateşi korkutmacasıdır. Çoğu çocuk ve bazı yetişkinler, ruhani kurallara uymazlarsa ölümden sonra korkunç azaplar içinde yanacaklarına inanırlar. Bu, ortaçağ boyunca hatta günümüzde bile, büyük psikolojik acılara neden olmuş, alışılmışın ötesinde sevimsiz bir ikna tekniği ve çok da etkili.
Bizim kendimizi özveriyle kurban edişimizden en çok fayda sağlayan ulustur ve genç erkeklerin ülkenin büyük zaferi uğruna, birer birey oldukları için ölmeleri beklenir. Bunun da ötesinde, haklarında bir ulustan olduklarından başka bir şey bilmedikleri başka bireyleri öldürmek için cesaretlendirilirler (Gariptir ki, barış zamanında bireylere yaşam standartlarını arttırma hızlarında bir parça özverili olmaları için yapılan çağrılar, savaş zamanında hayatlarını öne sürmeleri için yapılan çağrılardan daha az etkili gibi görünüyor.)
Yaşamın başlangıcından önce hangi kimyasal ham maddelerin bolca bulunduğunu bilmiyoruz, ancak en akla yakın olasılıklar arasında su, karbondioksit, metan ve amonyak var: hepsi de Güneş sistemimizdeki diğer bazı gezegenlerde bulunduğu bilinen basit bileşikler.

Kimyacılar, genç Dünyanın kimyasal koşullarını taklit etmeye çalıştılar.
Bu basit maddeleri bir kaba koydular ve bu kaba morötesi ışık veya elektrik kıvılcımı gibi ilkel şimşeği taklit eden bir enerji uyguladılar.

Bundan birkaç hafta sonra kabın içinde bir şeyler bulundu: Başlangıçta kaba konulanlardan daha karmaşık olan moleküllerden çok sayıda içeren, koyu olmayan kahverengi bir çorba. Özellikle, aminoasitler bulundu: Iki büyük biyolojik molekül sınıfından biri olan proteinlerin yapıtaşları.

Bu deneyler yapılmadan önce, doğada bulunan aminoasitler yaşamın varlığının bir göstergesi olarak düşünüldüler. Şimdi ise, aminoasitlerin varlığı yalnızca atmosferde birkaç basit gazın, bazı yanardağların, güneş ışığının veya yıldırımlı bir havanın bulunduğuna işaret eder.

Daha da sonra, dünyada yaşamın ortaya çıkmasından önceki kimyasal koşulların laboratuvarda taklit edilmesi sonucu, pürin ve pirimidin adı verilen organik maddeler de elde edildi. Pürin ve pirimidinler ise, genetik molekülün yani DNA'nın yapıtaşlarıdır.
Richard Dawkins
Eşleyiciler bölümü

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gen Bencildir
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944315791
Orijinal adı:
The Selfish Gene
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kuzey Yayınları
Baskılar:
Gen Bencildir
Gen Bencildir
"Gen Bencildir" ilk yayımlandığı 1976 yılında biyologlar ve halk arasında büyük bir heyecan dalgasına yol açmıştı. Genin gözünden hayata bakışı parlak bir şekilde ve sade bir yazımla sunuşu, doğal seçilimin doğasıyla ilgili düşünce dizileri ile birleşerek evrimi anlayışımızla ilgili geniş kapsamlı imalarda bulunmuştu. Zaman, kitaptaki fikirlerin önemini onayladı. Kuvvetli entelektüelliğe sahip olmasına rağmen teknik bir dille yazılmamış olan "Gen Bencildir" birçoklarınca bilim yazıtının başyapıtı olarak görülür ve kitaptaki öngörüler günümüzde bile ilk yayımlandığı gündeki kadar güncelliğini korur.
(Tanıtım Bülteninden)
 

Kitabı okuyanlar 671 okur

  • fa
  • Atakan Gazioğlu
  • Burak Çağrı Gökçe
  • Sümeyye
  • Ezgi
  • Nazım
  • Falanca Biri
  • Mr. M
  • uğur türemen
  • MUHİTTİN ÜZREK

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.1
14-17 Yaş
%10.8
18-24 Yaş
%24.6
25-34 Yaş
%33.8
35-44 Yaş
%18.5
45-54 Yaş
%4.6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%4.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%38.7
Erkek
%61.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30 (66)
9
%21.4 (47)
8
%20 (44)
7
%11.8 (26)
6
%3.2 (7)
5
%1.4 (3)
4
%0.5 (1)
3
%1.4 (3)
2
%0.5 (1)
1
%0.5 (1)

Kitabın sıralamaları