Tunç Tuncay Bilgin

Tunç Tuncay Bilgin

ÇevirmenEditör
8.3/10
804 Kişi
·
2.425
Okunma
·
3
Beğeni
·
389
Gösterim
Adı:
Tunç Tuncay Bilgin
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
352 syf.
·8/10
Bir hayvanın yaşamının çoğu
üremeye ayrılmıştır ve doğada gözlediğimiz, kendini kurban etme eylemlerinin çoğu
ebeveynlerce çocukları için yapılır. “Türün devamı”, üreme kavramına ilişkin sıkça
kullanılan bir başka deyim olup, tartışmasız, üreme olayının bir sonucudur.
“Üremenin 'işlevi' türün devamını 'amaçlar' şeklinde bir sonuca varabilmek için
mantığı bir parça çekiştirip uzatmak yeterlidir. Buradan hareketle, bir başka yanlış
adım, hayvanların genelde türün devamını sağlayacak şekilde davranacakları
yorumunu yapmak olacaktır. Bunu ise, türün diğer üyelerine karşı özverili
davranacakları yorumu izler.
Bu düşünce şekli, Darwinci terimlerle söylendiğinde, muğlak kalacaktır. Evrim, doğal
seçilim yoluyla işler ve doğal seçilim de “en uygun” olanın, farklılıkları nedeniyle
ayakta kalmasıdır.
Ancak, “en uygun” ile kastedilen nedir? En uygun bireyler mi; en uygun ırklar mı; en
uygun türler mi? Ya da başka bir şey mi? Bazı amaçlar için bu sorunun yanıtı çok
önemli değil; ancak özveriden bahsediyorsak, can alıcı bir nokta olduğu çok açık.
Darwin’in varolma mücadelesi olarak adlandırdığı yarışma türler arasında ise, bireye
bu oyunda bir piyon olarak bakılabilir, o da en iyi niyetli yaklaşımla; bu piyon, türün
daha yüksek olan çıkarları gerektiği takdirde kurban edilecektir. Daha saygın bir
şekilde dile getirmek istersek, eğer bir grup -örneğin, bir tür ya da türün içindeki bir
topluluk- kendilerini grubun iyiliği için feda etmeye hazır bireylerden oluşmuşsa, kendi
bencil çıkarlarını önde tutan bireylerden oluşmuş rakip bir gruba kıyasla, neslinin
tükenmesi olasılığı daha düşüktür. Böylece, dünya nüfusu, bireyleri kendini adamış gruplardan oluşur.

EŞLEYİCİLER
Başlangıçta basitlik vardı. Tümüyle donanmış, karmaşık düzendeki bir yaşamın ya da
yaşam yaratma yeteneğine sahip bir oluşumun bir anda ortaya çıkmasını açıklamanın
daha da zor olacağının kabul edileceğini varsayıyorum. Darwin’in doğal seçilim yoluyla
evrim kuramı doyurucudur, çünkü bize basitliğin nasıl karmaşıklığa dönüşebileceğini,
düzensiz atomların kendilerini nasıl olup da daha karmaşık desenler şeklinde
gruplandırabildiklerini ve bunu insanları oluşturana kadar sürdürebildiklerini açıklar.
Darwin, varoluşumuzla ilgili zor soruya bir yanıt sağlar; ki bu, şu ana kadar önerilen
tek olası yanıttır. Bu büyük kuramı, alışılmış olandan daha genel bir yolla, evrimin
başlamasından öncelere giderek açıklamaya çalışacağım.
Darwin’in “en uygunun yaşamda kalması” kuralı, aslında daha genel bir yasanın,
kararlı olanın varlığını sürdürmesi yasasının özel bir durumudur. Evren kararlı
nesnelerle doludur. Kararlı bir nesne, bir ismi hak edecek kadar kalıcı ya da sık
görülen bir atomlar topluluğudur. Bu, Matlerhorn gibi, adlandırmaya değecek kadar
uzun süreli olan benzersiz bir atomlar topluluğu olabilir. Ya da, yağmur damlaları gibi,
içlerinden herhangi bir tanesi kısa ömürlü olsa da, oldukça hızlı bir biçimde oluşan ve
bu nedenle de toplu bir ismi hak eden bir varlıklar sınıfı olabilir.
Etrafımızda gördüğümüz ve açıklamak istediğimiz şeyler -kayalar, galaksiler, okyanus
dalgaları- hepsi de, şöyle ya da böyle, kararlı atom desenleridir. Sabun köpükleri
küresel olma eğilimindedir, çünkü küresellik, gazla dolu ince tabakalar için kararlı bir
biçimdir. Bir uzay aracındaki su da kürecikler halinde kararlıdır, ancak dünyada,
yerçekimi etkisinde, hareketsiz haldeki su, düz ve yatay bir yüzey halinde kararlıdır.
Tuz kristalleri küp şeklini almaya yatkındır çünkü bu, sodyum ve klorür iyonlarını
paketlemek için en kararlı yoldur. Güneşte, bildiğimiz en basit atomlar olan hidrojen
atomları, helyum atomları oluşturmak üzere birleşirler, çünkü oradaki koşullar altında
helyum şekillenmesi daha kararlıdır. Daha da karmaşık başka atomlar tüm evrende
oluşmaya devam ediyorlar; günümüzde kabul gören kurama göre de, evreni
başlatmış olan “big bang” ile oluşmuşlardı.


Hemoglobin, atomların kararlı yapılar oluşturmaya eğilimli olduğunu göstermek için
kullandığım modern bir molekül. Burada konumuzla ilgili olan nokta şu: Yaşam
dünyaya gelmezden önce, moleküller kimya ve fiziğin bildiğimiz süreçleriyle de ilkel
bir evrimleşme geçirebilirlerdi. Tasarım, amaç ya da yönelim aramamıza gerek yok;
eğer bir grup atom, enerji eşliğinde kararlı bir yapı alırsa, bu biçimde kalmaya
eğilimlidir. En ilksel doğal seçilim, basitçe, kararlı yapıların seçilip kararsızların
reddedilmesiydi.
Yaşamın başlangıcından önce hangi kimyasal hammaddelerin bolca bulunduğunu
bilmiyoruz, ancak en akla yakın olasılıklar arasında su, karbondioksit, metan ve
amonyak var: Hepsi de Güneş sistemimizdeki diğer bazı gezegenlerde bulunduğu
bilinen basit bileşikler.
Kimyacılar, genç dünyanın kimyasal koşullarını taklit etmeye çalıştılar. Bu basit
maddeleri bir kaba koydular ve bu kaba morötesi ışık veya elektrik kıvılcımı gibi ilkel
şimşeği taklit eden bir enerji uyguladılar. Bundan birkaç hafta sonra, kabın içinde
ilginç bir şeyler bulundu: Başlangıçta kaba konulanlardan daha karmaşık olan
moleküllerden çok sayıda içeren, koyu olmayan kahverengi bir çorba. Özellikle, amino
asitler bulundu: İki büyük biyolojik molekül sınıfından biri olan proteinlerin yapı taşları.
Bu deneyler yapılmadan önce, doğada bulunan amino asitler yaşamın varlığının bir
göstergesi olarak düşünüldüler. Şimdi ise, amino asitlerin varlığı yalnızca atmosferde
birkaç basit gazın, bazı yanardağların, güneş ışığının veya yıldırımlı bir havanın
bulunduğuna işaret eder. Daha da sonra, dünyada yaşamın ortaya çıkmasından
önceki kimyasal koşulların laboratuarda taklit edilmesi sonucu, pürin ve pirimidin adı verilen organik maddeler de elde edildi. Pürin ve pirimidinler ise, genetik
molekülün, yani DNA’nın yapıtaşlarıdır.

ÖLÜMSÜZ SARMALLAR
Biz yaşamkalım makineleriyiz, ancak “biz” sözcüğü sadece insanları kapsamıyor. Bu
kelime tüm hayvanları, bitkileri, bakteri ve virüsleri kucaklıyor. Yeryüzündeki
yaşamkalım makinelerinin toplam sayısını bilmek çok zor; toplam tür sayısı bile
bilinmiyor. Sadece böcekleri alsak bile, canlı türlerinin sayısının üç milyon
dolaylarında olduğu sanılıyor; böcek bireylerin sayısı ise bir milyon kere milyon kere
milyon olabilir.
   
DNA’mız vücudumuzun içinde yaşar. Vücudun belli bir bölgesinde yoğunlaşmış değil
de, hücrelerimize dağılmıştır. Ortalama insan vücudunu yapan, yaklaşık, bin kere
milyon kere milyon tane hücre vardır ve göz ardı edebileceğimiz bazı istisnalar dışında,
bu hücrelerin her biri içinde bulunduğu vücudun DNA’sının tam bir kopyasını içerir. Bu
DNA’ya, nükleotidlerin A, B, C, G alfabesiyle yazılmış vücudun nasıl yapılacağına
bildiren bir yönetmelik olarak bakabiliriz (Devasa bir yapının her odasında, mimarın
tüm bina için yaptığı planları içeren bir kitaplık varmışçasına). Bir hücredeki
“kitaplığa” ise, çekirdek diyoruz.

DNA molekülleri iki önemli iş yaparlar. Birincisi eşlenirler, yani kendilerinin kopyalarını
yaparlar. Bu yaşamın başlangıcından beri, hiç durmaksızın süre gelmiştir ve
günümüzde DNA molekülleri bu işte gerçekten çok ustalaşmışlardır. Bir yetişkin olarak, siz, bin kere milyon kere milyon hücreden oluşursunuz ama anneniz gebeliğe,
mimarın planının bir ana kopyasını içeren tek bir hücre ile başladı. Bu hücre ikiye
bölündü ve bu iki hücrenin her biri planların bir kopyasını aldı. Birbiri ardı sıra gelen
bölünmeler hücre sayısını 4’e, 8’e,16’ya, 32’ye ve bu şekilde devam ederek milyarlara
götürdü. Her bölünmede DNA planları aslına sadık kalarak ve çok ender hata yaparak
kopyalandı.


Beynin, yaşamkalım makinelerinin başarısına yaptıkları asıl katkı, kasların
kasılmalarını denetleme ve düzenleme yoluyla olur. Bunu yapabilmek için
gereksindikleri şey kaslara giden motor sinirler adını verdiğimiz kablolardır. Ancak, bu
sistemin genlerin etkin korumasını sağlayabilmesi için, kas kasılmalarının
zamanlanmasının dış dünyadaki olguların zamanlanması ile ilişkili olması gerekir.
Çene kaslarının yalnızca çenede ısırılmaya değer bir şeyler olduğunda kasılması,
bacak kaslarının yalnızca kaçılacak veya yakalanacak bir şeyler olduğunda koşma
düzenine geçmesi önemlidir. Bu nedenle, doğal seçilim, dış dünyadaki fiziksel olguları
nöronların atım şifrelerine çeviren cihazlar olan duyu organları ile donanmış
hayvanların lehine çalışmıştır. Beyin duyu organlarına -gözler, kulaklar, tat
tomurcukları, vs.-, duyu sinirleri dediğimiz kablolarla bağlanmıştır. Duyu sistemlerinin
çalışma şekilleri şaşırtıcıdır. Çünkü en iyi ve en pahalı insan yapısı makinelerden çok
daha karmaşık desen tanıma becerileri geliştirmişlerdir; aksi takdirde, sekreterlerin
yerini konuşmaları tanıyabilen ya da el yazısını okuyabilen makineler alırdı. Ancak
göründüğü kadarıyla insanlar daha uzun bir süre sekreterlik yapmaya ve sekreter
kullanmaya devam edecekler.
Genler de yaşamkalım makinelerinin davranışlarını denetlerler; doğrudan kuklaları
oynatan ipleri kullanarak değil, bilgisayar programcısı gibi dolaylı yollarla.
Yapabildikleri tek şey önceden her şeyi hazırlamaktır; bundan sonra yaşamkalım
makinesi kendi başınadır ve genler yalnızca içeride oturup beklerler.
Karmaşık bir dünyada öngörülerde bulunmak bir şans işidir. Bir yaşamkalım
makinesinin alacağı her karar bir kumardır ve beyni önceden programl ayarak genelde
sonuç verecek kararlar almasını sağlamak da genlerin işidir. Evrim kumarhanesinde
kullanılan fişler ise yaşamkalımdır: Kesinlikle konuşmak gerekirse, burada genin
yaşamda kalması olarak ifade edilen şeyin, daha çok bireyin yaşamda kalması olarak
anlaşılması mantıklı bir yaklaşım olacaktır. Su içmek için kuyuy a gittiğinizde, kuyu
kenarında gizlenerek av bekleyen ve yaşamını bu şekilde sürdüren avcılar tarafından
yenme riskiniz artar; kuyuya gitmezseniz susuzluktan ölürsünüz. Ne tarafa
dönerseniz dönün risk vardır ve genlerinizin uzun dönemde yaşama şansını artıran
kararları vermeniz gerekir. Belki de izlenecek en iyi yol, iyice susayana kadar
beklemek, sonra da gidip uzun süre yetecek kadar çok su içmektir. Böylece su
kuyusuna gidip gelme sayısını azaltmış olursunuz, ama bu durumda da kuyudan su
içerken başınızı uzun süre eğik tutmak zorunda kalırsınız. Başka bir seçenekse, sık sık
ve az su içmek olabilir; kuyunun yanından koşarken hızla, küçük yudumlar alınabilir.
Hangisinin en iyi kumar stratejisi olduğu,bir sürü karmaşık unsura bağlıdır. Önemsiz
sayılamayacak unsurlardan biri ise, avcının avlanma alışkanlıklarıdır; avcı açısından
bakıldığında, bu da en verimli olacak biçimde evrimleşmiştir.

Beyin yalnızca yaşamkalım makinesinin günlük işlevinin yürütülmesini yöne tmiyor;
aynı zamanda geleceği tahmin etme ve buna uygun hareket etme yeteneğini de
kazandı. Hatta, genlerin yazdıklarına da karşı çıkıyor. Örneğin, mümkün olan en fazl a
sayıda çocuk yapmayı reddediyor. Göreceğimiz gibi, bu açıdan insan oldukça kendine
özgü.
Bütün bunların bencillik ya da özverili olma ile ne ilgisi var? Oluşturmak istediğim
düşünce şu: Genler, hayvan davranışını -ister bencil ister özverili olsun- yalnızca
dolaylı yollardan denetler, ancak bu yine de çok güçlü bir denetimdi r. Genler,
yaşamkalım makinelerinin ve onların sinir sistemlerinin yapımını belirleyerek
davranışları etkilerler.
Ancak, ne yapılacağına ilişkin anlık kararları sinir sistemi alır. Asıl politikayı çizenler
genlerdir; beyin ise yürütme işlevini yerine getirir. Ama beyin geliştikçe, öğrenme ve
öğrenme için simülasyon yapma gibi hileleri kullanarak asıl politika kararlarının
gittikçe daha fazlasını üstlenmektedir. Bu eğilimin mantıksal sonucu, genlerin
yaşamkalım makinelerine tek bir genel politika talimatı vermeleri olacaktır: Bizi canlı
tutmak için, ne gerekiyorsa yapın. Henüz hiçbir tür bu noktaya ulaşamadı. 

İnceleme değil, alıntıdır.
368 syf.
·Beğendi·8/10
Richard Dawkins çok zeki ve kurnaz bir bilim adamı ve kesinlikle boş yazan birisi değil. Dünyada 2400 tane inanılan tanrı var ve bunlardan birtanesine inanan biri diğer 2399 tanrıyı reddetmiş oluyor :) ateist birisi ise hepsini reddediyor. Bu eserde Richard Dawkins dinler ile mitoloji eserler arasındaki benzerliklere değinmiş. Gerçekten de baktığımız zaman gilgamis destanı ile Tevrat arasında okadar çok benzerlik var ki.... Sanki Musa peygamber gilgamis destanını alıp kendince bişeyler ekleyip Tevrat i oluşturmuş düşüncesinden kendimi alamıyorum. İncil de Tevrat in devamı, Kuran'da İncil'in... Temele iniyorsun insan eliyle, insan aklıyla oluşturulmuş Gilgamis destanına variyorsunuz. Araştırmalarima devam edeceğim tabiki de kendimce cevaplar buldukça sizlerle paylaşacağım.
368 syf.
·31 günde·Beğendi·9/10
Körüne körüne inanmak mı, yoksa önce sorgulamak mı? Din konusunu tabu haline getirmeyen, soru sorma cesareti olan herkesin mutlaka incelemesi gereken bir kitap. Boş eleştirilerle dolu ve sadece saldırı amaçlı olmayan, kaynaklar göstererek sebep sonuç ilişkisi üzerinden ilerleyen, Dawkins'in kendi cevaplarını verirken, bizi de kendi cevaplarımızı bulmaya iten, inanan ya da inanmayan herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap. Özellikle ahlakın dinden bağımsız olduğunu çarpıcı bir biçimde göstermesi belki de en altı çizilesi konudur.
368 syf.
·10/10
Bir kitap bu kadar bilimsel olup ancak bu kadar akıcı olabilir. Etrafında Allah yoksa bu dağları kim yarattı diye soran herkesin okuması gereken, başladığı gibi biten kitap.
368 syf.
·22 günde·Beğendi·Puan vermedi
Baştan söylemeliyim. Eğer bazı şeylerin yanlış olduğunu düşünüyor ve sorgulamak istiyorsanız bu kitabı okumalısınız. Bu şekilde düşünmüyorsanız ve beyniniz sorgulamaya açık olmayacaksa kitap sizin için Dawkins'in tabiriyle "şeytan işi" olmaktan öteye gitmeyecektir.

Amerika'nın kurucularından Thomas Jefferson'un yeğenine yazdığı mektuptan bir alıntıyla başlamak istiyorum: "Tanrının varlığını bile cesurca sorgula; çünkü eğer bir Tanrı varsa, mantığa olan saygıyı gözü kapalı korkudan daha çok takdir edecektir."

Eğer benim gibi bu konuyu atlatmışsanız ve farklı bakış açıları kazanmak istiyorsanız başvuracağınız kitaplardan biri Tanrı Yanılgısı olmalı.

Peki neden?

Yazarın üslubuyla başlamak istiyorum.
Dawkins kitabın bazı bölümlerinde biraz bilimsel yazmış ve okumak zor olabiliyor. Doğal seçilim ve memlerle ilgili bölümler daha çok. Benim için böyleydi ve bu bölümleri yavaş yavaş okudum. Bunun dışında kalan bölümler ise çok akıcı ve eğlenceli bir dille yazılmış. Richard Dawkins lafını esirgemiyor ve bu benim çok hoşuma gidiyor. Kitap bir bütün olarak akıcı.

İçeriğe gelirsek, Dawkins toplumların önemli sorunlarından çoğuna değiniyor: kan, katliam, savaş, kurbanlar, eşcinseller, çocuklar, kadınlar... Hepsinin ortak paydasında ise dinler var.
Dinlere bakış açım, onların kadınlara bakış açılarını gördüğümde değişti ve Tanrı Yanılgısı'nda da bu konuya birçok yerde değiniyor. Kadınların dinler tarafından aşağılanması, basit ve değersiz görülmesi ve kutsal kitaplardan verilen örnekler... Evet, kitapta çok çarpıcı örnekler var ve bu beni daha da iğrendiriyor.

Bu konuyu bir yana bırakırsak kitaptaki çarpıcı noktalardan bazıları da şunlar. (Kitap tamamen çarpıcı gerçi. :D )

Din ve çocuk. Çocukların istismar edilmesi konusunu uzunca ele almış.
"Bir çocuk Hıristiyan çocuk değildir, Müslüman çocuk değildir, Hıristiyan ebeveynlerin ya da Müslüman ebeveynlerin çocuğudur." Bu cümlesinde o kadar haklı ki. Çocuklar ailelerinin dinine inanmaya zorlanıp, sorgulamadan bütün bir hayatı böyle geçiriyorlar. Ve bunun bir çeşit istismar olduğunu 9. bölümde uzun uzun anlatıyor.

Katliam. Dinin, hayatını tamamen ona adayan insanları nasıl katillere dönüştürdüğünü çok etkileyici örneklerle anlatıyor. Bir papazın, kürtaj yapan bir doktoru katletmesi mesela. Ve yaptığıyla gurur duyuyor. Tabii sadece bedenen öldürmekten bahsetmiyorum. Ölmenin ve öldürmenin birçok çeşidi var. Dinlerin ortaya çıkışından bu yana dinmeyen kanı, kutsal kitapların nasıl buna teşvik ettiğini anlatıyor.

Tüm konuları tek tek açamam tabii. Burada en çok etkilendiğim üçü olan kadın, çocuk ve katliamlardan bahsettim.

Şimdi gelelim kitabın ana konusuna.
Tanrı neden olasılıksızdır?

Bunu burada özetleyemem sanırım çünkü Dawkins kitapta art arda sıralıyor. Tanrı varsayımının ne tür kısır döngülere yol açtığından uzunca bahsediyor. Hepsini birkaç cümleye indirmek zor ama şu alıntı okumaya değer: "İyice incelendiğinde, akıllı tasarımın sorunu iki katına çıkardığı ortaya çıkacaktır. Bir kez daha, bunun sebebi, tasarımcının anında kendisinin kökeniyle ilgili daha büyük bir sorun doğurmasıdır. Bir lohusa otu (veya bir evren) gibi olasılıksız bir şey tasarlama yeteneğine sahip herhangi bir varlık, lohusa otundan daha olasılıksız olmak zorundadır. Bu berbat kısır döngüyü sonlandırmak şöyle dursun, Tanrı kısır döngüyü alabildiğine şiddetlendirir."

Değinmek istediğim birkaç nokta daha var.
Dawkins o kültürde yetiştiği ve o konuda daha fazla birikime sahip olduğu için İncil ve Hıristiyanlık üzerinden gidiyor daha çok. Doğal olarak. Anlamak için İncil'i okumaya gerek yok tabii.
Ve bir de bölüm başlarındaki alıntılar... Kitaba dair en sevdiğim şeylerden biri onlar oldu. Birçok bilim insanı, politikacı, komedyen ve yazarın söylediklerinden en güzelleri seçilmiş. :)

Videolarını izleyerek, konuşmalarına hayran kalarak bu kitabı okumaya başlamıştım ve diğer kitapları da okumak istediğimi artık biliyorum. Teşekkürler Richard Dawkins.

İncelememi şu meşhur ve bir o kadar da eğlenceli alıntıyla bitiriyorum.

"Bir ateist olup olmadığım sorulduğunda, Zeus, Apollo, Amon Ra, Mithras, Baal, Thor, Wotan, Altın Buzağı ve Uçan Spagetti Canavarı'nı hesaba katarak, soruyu soran kişinin de bir ateist olduğuna dikkat çekmeyi eğlendirici bir taktik olarak görürüm. Ben ona göre sadece bir tanrı öteye geçiyorum."
368 syf.
·9 günde·9/10
Selamlar...
Bazı kitaplar vardır, kutsal kitaplardan daha açıklayıcıdır. İnancı geçerli temellere dayandırır. Aklın ve bilimin ışığında açıklar. Malum din, ispatlanamayan efsanelerden, boş inançlardan, kulaktan dolma birçok masallarla devam ettirdiğimiz bir soru işareti.
Philip Pullman şöyle söylemiş kitap için: "Tanrı Yanılgısı, usta Dawkins'in bütün berraklığı ve zarafeti ile yazılmıştır. Çok iyi, aslında yetişkinler olduğu kadar çocuklar da bu kitabı okumayı hak ediyor. Özellikle de "inançlı" okullarda."
Sonuna kadar katılıyorum. Neden belli bir kalıbın içine dahil edilmeye çalışıyoruz?. Neden sorgulayamıyoruz? Neden inanç özgürlüğü olan bireyler yetiştiremiyoruz.? Hep bir kalıp içerisinde yaşıyoruz. Temeli yok. Birçoğunun aslı astarı yok. Zeki, okuyan bir nesil yetiştirmek istiyoruz ama kitap bu inanmalısın diyoruz. Lakin zorlama yok diye devam ediyoruz. Sonra kocaman bir amamız var.... Kitabın koyduğu kuralların dışına çıkarsan da günahlar kapı açıyor. Ardından yanıyoruz, helak oluyoruz. Ama her ne olursa olsun Tanrı bizi seviyor. Bugün birisi çıkıp karşıma bunları söylese sanırım gülerim. Dawkins eğer inanç temeline dayanmasak yine de iyi ve ahlaklı hayatımızı tamamlar mıyız sorusuna da cevap aramış kitapta.
Ben dinler silinip gitse de yine de aynı salt iyiliği içimde barındırdığımı düşünüyorum. Din için iyi değilim, ya da ahlaklı... Korkularımız aslında tam da bu uçurum da başlıyor. Birçok insana sorun. Din olmazsa herkes suç işler mantığını duyarsınız. Ya da duymuşsunuzdur. Gerçekten böyle mi? Hayır değil bu bile bir genelleme.
Umarım inançlarını sorgulayabilcek olan okuyucular tarafından okunur. Hayatınıza yön verebilecek, soru işaretlerinizi giderebilecek bir baş yapıttı benim için. Yeni kitaplarıyla buluşalım arkadaşlar...
368 syf.
İnsan denilen varlık kendisine çok değer verir. Yitip gitmekten, hiçliğe savrulmaktan feci bir korku duyar. Ölüm hakikatini kavramayaz, bu acizliği kabul edememe ve değerli olmaya duyduğu müthiş açlık karşısında hemen yaz çizer. Dünyanın bir amacı olduğuna, Tanrının bile insanı yaratmadan varolamayacağına inanır ve buna telkin olmaya hazırdır. Basit olmayı içselliğine yediremeyen insan, beşeri ilişkilerde de bu önemli olmaya meyli istismar eder, insanı ve doğayı önüne gelen bütün aparatları sömürür. Bütün hatalarını, eksikliğinin sorumluluğunu Tanrının üzerine yıkar.

Homo sapiens nesli barınmaya bağlı güvenliği, temel yaşam gereksinimleri gibi en alt düzey ihtiyaçlarını aştıktan sonra kendi varlığına takılıp kalmıştır. Bu kendi varlığına kitlenen insan, semavi dinlerden çok önceleri mitolojide Tanrı kavramını oluşturmuştur. Tarih boyunca binlerce din ve günümüzde hüküm süren semavi dinlerin temasında ise, Tanrı varlığı insanlığı kontrol etmesinin kaçınılmaz olduğu saplantısına düşürmüştür.

Hepimiz Tanrıyı bir insan suretinde düşünürüz. Dinlerin biz insanoğluna aşıladığı, Tanrının ödül ve ceza sisteminin olduğuna inanırız. Tanrı insan gibi kaygılar duyar. İnsan suretinde hayal edilen bu Tanrı modeli yanılgının başlıca sebeplerinden birisidir.

Tanrı insanı neden yarattı sorusu çok önemlidir. Tanrı insanı yaratmadan varlığını sürdürebilir miydi? Tanrı insanı yarattıysa, Tanrı bir nevi insana ihtiyaç duymuştur. Bir başka varlığı ihtiyaç duyan Tanrı olabilir miydi? Tanrı insanı yarattıysa, ya canı sıkılmış olmalı ya da insan olmadan varlığını sürdürememiş olmalıdır. Bu iki teoride, Tanrı kavramının özüne terstir.

Ben bu kitabı ateist olduktan sonra okuduğumdan dolayı beni derinden etkilemeyi başaramamıştır. Bir ateist bu kitabı okuduktan sonra tek hissiyatı; oh ne güzel yapmışımdan öteye gidemeyecektir. Ve inançlı bir insan ise korkularından arınmadığı, kendisinin değerli olduğu avuntusundan ve değerli olmaya ihtiyaç duyma meylinden kurtulamadığı müddetçe kitabı okumasının bir önemi yoktur. Tanrı kavramını keşfetmek tamamiyle düşünceseldir.

Dindar insanlardan duyduğum ve hiç sekmeyen yegane soru şudur; ee Tanrı yoksa bizi kim yarattı.. İnsan mantığına göre bu kısır bir döngüdür. Tanrının tek başına varolacağına inanır ama evrenin tek başına varolacağına inanmak istemez. Dedik ya insan kendisine müthiş değer verir, hiçliği kabul edemeyecek kadar korkaktır ve hemen yaz çizer..

İnsan suretinde Tanrı modeli, onu yarattığımız gün zaten ölmüştü. Tez, antiteziyle doğmuştu.

Dindar insanlar benim gibi ateistlerin cezalandırılacağını düşünür. Ne yalan söyleyim, ilk zamanlar gözlerimi kapatır yok olduğumda Tanrıyla hesaplaştığımı düşlerdim. Cezalandırıldığımı ve sonsuz azaba bırakıldığımı ve içsel hakikatim orada ortaya çıkardı, bu Tanrı modeline saygı duymuyordum. Kendi yarattığı insanın saygısını kazanamayan Tanrının varolmasında bir anlam göremediğimi hissettim. Tanrıya acımaya başladığımda onun yokluğunu da kabul etmiş oldum.

Kitap içeriği hakkında konuşmayı doğru bulmadım. Kendi varlığına özgürlüğü veren insan için, Tanrı yanılgısı aslında aklın yanılgısıdır. Korkularına teslim olmuş bir insana göre bu kitap sadece, Tanrı yanılgısının yanılgısıdır.

Kitap özelinde ona addedeceğimiz ve biçeceğimiz değerde bu kıstasla ilintilidir..
Bir sınav hayal edin, içinde hiç soru yok. Edemediniz değil mi? İşte bu yüzden bize sınav sorusu gelenler size anlamsız gelecektir. Dünyanın her yerinde ilahi ya da değil mutlaka bir inanç sistemi vardır. Bu da Kur'an'daki 'tüm insanlar İslam fıtratı üzerine yaratılmıştır' ayetini işaret ediyor. Kötülük dinlerde değil insanın içinde. Aksi halde dinsizler melek olurdu. Şu da karışmasın, nerde bir imansız var din kisvesi altında dinin kuvvetini kullanarak insanları aldatıyor. O yüzden Kur'an da sizi Allah ile aldatmasınlar diye uyarıyor. Kur'an'ın birçok yerinde akla vurgu vardır. Akıl etmez misiniz diye sorar. Bir de unutmadan tüm dinleri aynı kefeye koyma fikri tüm bitkileri aynı sanmak kadar yüzeysel bir mantık gibi geliyor bana. Ben ateistlere kızmıyorum. Üzülüyorum. Onlar değil tehlike. Asıl tehlike aramızda din tüccarlığı yapanlar. Şimdi hayal edin bu dünya niye var, bizim burda ne işimiz var?
Kitabın incelemesine gelirsek okurken kimi yerde sıkıldım ve kimi yerde yazar ile tartıştım. Kitap; adından da anlaşılacağı üzere tanrı kavramına karşı olan bir profesörün araştırmalarından oluşuyor. Sivri dilli Dawkins'ın egoist ve ukala üslubu bir süre sonra rahatsız etmeye ve itici gelmeye başladı. Özlü değildi gereksiz anlatımlar vardı. Anlatmak istediğini 100 sayfada toplayabilirdi. Bir atesitin dünya görüşünü merak ediyorsanız tercih edilebilir bir kitap.
368 syf.
Sürekli bir aydınlanma hali içinde okudum ve evreni açıklamak konusunda kutsal kitaplardan çok daha açıklayıcı oldu.
Kör Saatçi ve Gen Bencildir kitaplarını okumayı dört gözle bekliyorum. İnsanoğlunun kavrayışın sınırlarını zorladığı bir zamanda yaşadığım için bende en az senin kadar çok heyecanlıyım. Ufkumu, zihnimi, algımı, bilincimi biraz daha genişlettiğin için aynı zamanda cesaretin içinde teşekkür ederim Dawkins.

Yazarın biyografisi

Adı:
Tunç Tuncay Bilgin

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 2.425 okur okudu.
  • 267 okur okuyor.
  • 3.322 okur okuyacak.
  • 190 okur yarım bıraktı.