Dürdane Aksoy Dolu

bana da bir yer ayır gölgende benim yerim Senin yanın. kaç rüyadan döndüm de, yine Sana uyandım. kalp vurdukça göğsümde, kuldur Sana Rahman'ım beni o terazinin önünde mahcup etme Allah'ım.
Şiir
Reklam
Güneş ardında diye uzuyor gölgen, Yani kendini çok uzun sanma benden. Hem demedi deme, kaderidir bu tabiatın Uzuyorsa gölden ağır ağır ve adım adım Güvenme ardımda var diye eşim, dayım arkadaşım Yakındır, batar senin de güneşin. Dedim ya kaderi bu tabiatın.
Mağara
Varlığımın harabelerini bıraktım bir çöl ortasında Bir mağaraya bir anıyı kazır gibi kazıdım Geçmişimin yılanlarını Nasıl sokuldum ben, onların tarafından Nasıl sokuldum ben, onların arasına Anlasınlar diye tüm kız çocukları Kazıdım zihnimin mağarasına. Salıncaklar, ardıç ağaçları, kargalar arasında Bir damla kan dökülmeden Nasıl öldürülürdü insan ? Anlattım ben Atlattım ben Ve sen Yakın geçmişimin son darbesi Son vurgunum olsa gerek Sen kaçarken boylu boyunca en ufak taştan Ben kaldım o kayaların altında tek başıma Bir restorasyon bir revizyon yeterken sana Bana baştan başa bir inşaa gerek
Hiçbi' Haziran
Eskiden Haziran geceleri Hülyalı, nemli, derin bir eldi dokunurdu Yakardı düşünceleri sevdanın Söyle kaç yaprak düştü takvimden Söyle kaç orman yandı Kaç kere geçti bahar Bu damın üstünden Kaç kere yıldızlar kaydı Bir pencerede bir adamın Kaç gecesi sabaha vardı Bir ninnidir Haziranda gece Kuşlar uyur itler ulur Sen de unuttun beni bence Neticede, Su akar yolunu bulur. Ben de duymadım sesini epeyce Bir kaba konulmuş bir parça ekmeği eşeler gibi Eşeledin durdun yüreğimi Kirli sıska bir hayattı yaşadığın Öyle inceydi ki, sayılırdı ruhunun kemikleri Yoksa ne diye boşa oyalayasın Onca zaman sevdiğini ? Dürdane.
Bazen bir satıra denk gelirsin, darmadağın eder seni “Önce inkar edeceksin bir sokakta vurulduğunu, Sonra inkar edecekler bir sokakta vurulduğunu. Sonra, yine inkar, vurulduğunu Ama geçtin mi bir kere o sokaktan, Geçtiler mi onlar, o sokaktan İnkar edemeyeceksin seni onların vurduğunu”