Bir çalılık, bir ağaçlıklı yol, bir su kıyısı buluyordunuz; bulunca hemen karşıma geçip gösteriyor ve sanki bana kendi mülkünüzü gösteriyormuş gibi bakıyordunuz gözlerimin içine. Sizin iyi bir kalbiniz olduğunu kanıtlıyor bu Makar Alekseyeviç. Sizi bu yüzden seviyorum.
Ama şimdi kederli, ağır hatıralar geliyor; kara günlerimin hikâyesi başlıyor. Belki de bu yüzden, kalemim daha ağır hareket ediyor ve sanki daha fazla yazmaktan kaçınıyor gibi. Belki de bu yüzden, mutlu günlerimde yaşadıklarımın en küçük ayrıntısı bile hatırlayınca bana büyük bir heyecan ve sevgi veriyor. O günler çok kısa sürdü; onların yerini acı, ne zaman biteceğini bir tek Tanrı’nın bildiği kara acı aldı.
Ah, hem kederli hem mutlu bir vakitti bu – hep beraberdik; ben de bunu hatırlarken hem kederli hem mutluyum. Hatıralar mutlu olsun, kederli olsun, hep acı verir; en azından benim için öyle; ama bu acı tatlı bir acı. Ve kalp ağırlaştığı, daraldığı, sıkıldığı, kederli olduğu zaman, o zaman hatıralar onu tıpkı sıcak bir günün ardından gelen rutubetli bir gecede çiy damlalarının zavallı, kurumuş, gündüz vakti sıcaktan kavrulmuş çiçeği canlandırması gibi aydınlatıp canlandırır.