Gazanfer Paşa'nın Bir İkincisi, 2. Abdülhamid döneminde geçen bir eser ve her ne kadar dönemin özellikle jurnalcilik gibi olaylarına dair birkaç konuya göz atma imkanı yakalasak da eser döneminin ilerisinde bir anlatı sunuyor. Gazanfer Paşa, mevki sahibi, zengin ve dışarıdan bakıldığında her şeye sahip biri. Ancak kitabın ilk bölümünden itibaren Gazanfer Paşa'nın büyük bir varoluşsal sancı içinde olduğuna şahit oluyoruz çünkü Paşa, mevkisi ve sahip olduğu imkanların içinde toplumsal maskesinden yorulmuş, kendi kimliğinin altında ezilen bir figür.
Tüm bu yorgunluklarının içinde bir kırılma noktası olarak kendisine birkaç haftadır ulaştırılmakta olan ancak başlangıçta ciddiye almadığı bir davete icabet ediyor ve kitabın isminde ve kapağında gördüğümüz gibi kendisine tıpatıp benzeyen bir adamdan kendisinin dublörü olma teklifini alıyor.
"Çünkü herkes üstümden attığım şahsiyetim yerine benimsediğim sertlik ve ciddiyeti, şahsiyetimin belirleyici unsuru olarak tanır. Görünürdeki benliğimin devamı için onun böyle olması lazımdır." (Sayfa 5)
Bu sözleri ile de Paşa, toplumdaki imajının kendisine yük olmanın yanısıra aynı zamanda gerçek benliğini de gizlediğini dile getirmiş oluyor.
"Ben yaşamıyorum, bir makine gibi işliyorum. Hayatım üzerinde söz sahibi değilim. Bu yüzden yalnız görünürdeki birtakım mecburiyetler için bir başkasının sizin yerinize geçebilmesinin ne büyük bir saadet olacağını çok iyi takdir ederim." (Sayfa 17)
Bu iki alıntı, Gazanfer Paşa için bu teklifin neden bu kadar cazip olduğunu açıklıyor aslında. Paşa kendini bir makine olarak görüyorken, kendisine ikizi gibi benzeten ve bu teklifi sunan Ahmet Şevki ise Paşa'ya baktığında kendisinin hayatta başarılı olabilmiş ve hatta kendi sözleriyle "sırmalar içinde bir kendisi" olarak gördüğü için ona öykünmeden