2012 yılında Hizbullah’ın devamı olma gerekçesiyle Mustazaflar Derneği kapatılmıştır. Kapatılmasından sonra hem kapatılmasının zor olması hem de propaganda imkânı derneğe göre daha iyi olmasından dolayı hareket, partileşme kararı almış ve 2013 yılında Hür Dava Partisi (Hûda Par) adıyla partiye dönüşmüştür. Muztazaflar Hareketi, hem dernekleştikten hem de partileştikten sonra Hizbullah’ın devamı olma problemi veya ithamıyla karşılaşmıştır.
Sayfa 219 - Doğan Kitap
DEVAMI..
Halbuki arkadaşlık devamlıdır ve anlaşmaya bağlıdır. Nasıl başladığını gösterebilir ve bozulursa bunun sebeplerini tahlil edebiliriz. Aşka girmeyen şey ise tahlildir.
Reklam
Hangi İslâm!
"Onun bütün bu zahmetlere katlanmasının, bütün dinle-ri incelemesinin hikmeti bu sırada anlaşılıyor. Ekber, herşeyden önce, dinin cemiyet hayatındaki değerini anlıyor ve onun birleştirici, kaynaştırıcı bir kudret olduğunu takdir ediyordu." Ekber'in bütün derdi ise Hindistan'da birliği kurmaktı. Ekber, dini (dinleri) imparatorluğun devamı ve ayakta durması, kendi hükümranlığının da sürmesi için bir yardımcı güç olarak faydalı ve gerekli görüyordu. Dini bir araç olarak kullanmak istiyordu. Yoksa dine gerçekten inandığı ve benimsediği için onu sahipleniyor ve uyguluyor değildi. Şimdiki tabirlerle makyevalist ve oportünist bir politika izliyordu. Enteresandır ki devletler ve bazı yöneticiler, halkın reylerini toplamak için, gerçekten dinin ikame ve ihyasına taraftar olmadıkları, hatta böyle bir şeye şiddetle düşman oldukları halde- dini kendi lâik rejimlerine alet etmişler ve etmektedirler. Ekber Şah ile, son devir ekberlerinin yani İslam karşıtı güç odaklarının siyasî tutumları bunun açık örneğidir.
Sayfa 62·Kitabı okudu
İslâm Dini
aramak eşyanın en kötü yeridir bu bıçak başka ruhumu kestim ruhumu kestiğim bir zaman biçimidir esna bu sefer bütün suları daha iyi düşündüm siyah huylu adamlar var bir dünyada bak sen sustukça kalbime kaçıyor sesim bak kendimin devamı değilim ben yüzümün devamı değil gövdem yazık ki terbiye eşyaya mahsus insan unutkan eskinin eski kıymetiyle utan dedim utan ve güle kırmızı davran
Sayfa 52 - EVEREST YAYINLARI / ESNA
Şiir
MEŞHUR ÜÇLÜ: SOKRAT, EFLÂTUN ve ARİSTO...
(...) İBDA Mimarı’nın erilmez bir tecrid inceliği içinde, hikmetinin menbaını Salih Aleyhisselam’a bağladığı Sokrat, Eski Yunan medeniyetinin genel eğilimlerinin hiçbirine inanmayan bir adamdır. Ne halkın put gibi bağlandığı efsanenin tanrılarına, ne felsefecilerin gittikçe kuru bir gevezeliğe dönen “sofistik” atılımlarına, ne şuna, ne buna… Bileği bükülmez fikir cüssesiyle o kadar çok yanlışa savaş açar ki, sonunda bu yanlışlar birleşir, onu yanlışlar kanununun duvarına toslatır ve idam ettirirler. Onun en iyi talebesi Eflatun, hocasının idamından duyduğu hüzünle, on sene kadar bir münzevî hayatı yaşar; Yunanistan’ın çeşitli bölgelerini, Anadolu’yu ve Mısır’ı dolaşır. Bu on sene sonunda, hocasının fikirlerini yaşatmaya, onları, felsefe tarihinin ilk büyük külliyatı olarak tarih meydanına dikmeye karar verir. Gelir, Atina’nın meydanında “Akademya”sını kurar; hocasının fikirlerini dünyanın her köşesine yayacak, çağlardan çağlara aktaracak talebeler yetiştirmeye başlar. ??Bu talebelerden en ünlüsü Aristo’dur. Aristo, Eflatun’dan aldığı fikir derslerinin, bir müddet sonra zihninde başka şekiller almağa başladığını farkeder. Bunu farkettiğinde “Akademya”dan ayrılır, kendi yolunu çizer, kendi mektebini, “Lise”yi kurar ve kendi felsefesini geliştirir.** __Aristo’nun da büyük bir talebesi vardır: Büyük İskender veya Makedonyalı Aleksandr… Ama bu talebe, bir filozof olmayacak, bir imparator, bir fatih olacaktır. Önce, dağınık bir hâlde bulunan bütün Yunan ülkesini birleştirir, sonra Anadolu’ya geçer, oradaki bütün kuvvetleri yener. Peşpeşe mağlub edip tarihten sildiği düşmanları arasında, 100 yıl önce Yunan milletini son nefesine kadar ezmiş olan Büyük Fars İmparatorluğu da vardır. Mısır, Suriye, Mezopotamya, İran eline geçer. Daha uzaklara gitmek ister, Hindistan
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998 Feyyaz Aksakal imzasıyla), ESKİ YUNANDA FELSEFE -II-.
Akademya Yazıları
Atatürk’ün Vasiyeti Dil, süre giden bir iştir. Çünkü kavramlar sürekli gelişir durur, değişir, yenileri doğar. Dil de kavramlarla birlikte gelişir, içindeki türetim yeteneğine göre işlenir durur. Ne mutlu ki, Türk dili bu türetim, gelişim, yapı ve kurallarına en çok sahip bir dildir. Türklük ve Atatürk’ün yolunda ilerlemektedir. Her gün yeni kavramlar, Türkçe terimler gökbilimde olsun, kimyada olsun, dilimize kazandırılmakta, bilimci Türk’ün araştırıcı, yapıcı kafası, düşüncesi kesin, açık bir Türkçe ile yoğrulmaktadır. Türk diline her dalda, her bilimde yeni eserler kazandırılmaktadır. Türk eğitimcisi, bilimcisi, Atatürk’ün kurtardığı Türk dilini ne yönden gelirse gelsin yabancı boyunduruktan korumasını bilecek, sadece takıları Türkçe ikinci bir Osmanlıca konuşan, Atatürk’ün Türkçesini, bilimiyle, tekniğiyle Türkçesini bilmeyen nesiller yetişmesine yol açacak eğitim düzenlerine yer vermeyecektir. Türk bilimci ve eğitimcisi, Atatürk’ün kendilerine şu vasiyetini hatırlayacaklardır: “Bakınız arkadaşlar, ben belki çok yaşamam. Fakat siz ölene dek, Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçenin bir kültür dili olarak gelişmeye devamı yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük, uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir.”
Sayfa 41 - Bilim+Gönül·Kitabı okuyor
1000Kitap
Reklam
Reklam