10/10
·108 syf.··
Beğendi
·
2026 106. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 07:07
Sıradanlığın Kıyısında, Absürtlüğün Tam Ortasında: Düşlerin Raf Ömrü - İlke Kalaycı Selam kitap dostlarım! Bugün kalbimi bıraktığım, her sayfasında başka bir hayata konuk olduğum o çok sevdiğim türle, bir öykü kitabıyla geldim. Öyküleri neden mi bu kadar çok seviyorum? Çünkü bizi hiç yormadan, her seferinde bambaşka pencerelerden dünyaya bakmaya davet ediyorlar. Bugün başrolümüzde İlke Kalaycı ve onun hayal gücüyle harmanlanmış, samimiyet dolu eseri "Düşlerin Raf Ömrü" var. Yazarla ilk tanışmamız ama şimdiden söyleyeyim; iyi ki yollarımız kesişmiş! Kitap toplamda 8 eşsiz öyküden oluşuyor. Okurken sizi öyle bir içine çekiyor ki; kelimeler resmen canlanıp bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçmeye başlıyor. Yazarın dili o kadar sıcak ve bizden ki, sanki karşılıklı kahve içiyoruz da o bana bu hikayeleri anlatıyormuş hissine kapıldım. ​Özellikle kara mizah ve absürt dokunuşları sevenler buraya! Gündelik hayatın o bildiğimiz sıradanlığı, bir anda yön değiştirip ütopik ve şaşırtıcı bir evrene evriliyor. Bu tuhaflıklar beni hem çok güldürdü hem de derin derin düşündürdü. ​Sekiz öykünün her biri ayrı bir tat bıraktı ama içlerinden biri var ki kalbimdeki yeri bambaşka: "Oturmacılar". Mizahın içindeki o ince eleştiri ve kurgudaki ustalık, bu bölümü benim için kitabın zirvesi yaptı. Bu, yazarın ilk kitabı olmasına rağmen kalemini çok başarılı buldum. Bazı öykülerde "Keşke biraz daha uzun olsaydı, bu dünyadan hemen çıkmasaydım" dediğim anlar oldu. Ama neyse ki ikinci kitabını çoktan kitaplığıma ekledim bile! ​Güldürürken düşündüren, hayal gücünüzün sınırlarını zorlayan samimi bir anlatım arıyorsanız; bu kitabı mutlaka listenize ekleyin. Umarım bu güzel eserlerin devamı gelir... ​Siz en son hangi öykü kitabında kendinizi buldunuz? Yorumlarda buluşalım!
Düşlerin Raf Ömrüİlke Kalaycı · Duino Kitap · 20256 okunma
7/10
·208 syf.··
2024 24. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2024 10:48
Yeni ve farklı bir kitap okuma çabası içinde olduğum günlerde okulumuzun kütüphanesinde bu güzel esere denk geldim ve iyiki alıp okumuşum dedim. Genç ve yetişkin okurlar için güzel ve eğlenceli bir eser, okurken hayal kurma becerinizi geliştirebilir diye düşünüyorum :) Yazım dili sade ve akıcı, ilk sayfalarda sizi hemen konu içerisine çekiyor.. Kahramanımız "Birce" kitap okumayı çok seven ortaokul (8. sınıf) öğrencisidir. Günün birinde kitap takası için sahafa gider ve burada bir kitabın ismi dikkatini çeker.. Bu kitabın ismi " Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları"dır ve eseri okuduğunda başına ne tür maceralar gelecek göreceğiz. Birce okulda düzenlenen yarışmaya katılır ve bu yarışmayı kazanarak okuldan birkaç arkadaşı ile birlikte ödül olarak verilen arkeoloji kazı alanına gönderilir. Bu ödüle giderken yanında kitabını da götürecektir ama bilmediği şey kitap içerisnden öyle şeylerden bahseder ki bunları okuyup gördükçe şok olacaktır. Kitap içerisinde olanlar ve kazı alanında yaşanılan olaylar arasında nasıl bir bağlantı olduğu ve bu bağlatıyı zamanla diğer arkadaşlarına da anlatarak bir çıkış yolu arayan küçük kahramanlarımız neler ile karşı karşıya kalacak okuyup öğreniyoruz. Daha fazlasını söylemem olmaz malesef, merak ediyorsanız bu güzel eseri okuyup yorumlarda buluşalım :) Son sayfalara doğru macera ve heyecan iyice tavan yaptı ve nasıl bitti anlamadım, devamı gelse dedim keşke.. Kitap içerisinde geçen kazı alanı gerçekte var ve hikayesini merak ettiğim için araştırmak adına not aldım Bol ve keyifli okumalar dilerim
Mavi ZamanlarMavisel Yener · Tudem Yayınları · 20161,065 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Metropolis
4/10
·245 syf.··
2026 3. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2026 22:44
Bu kitabı Bilim-kurgu’da bir klasik olduğu için okudum ve özellikle Star Wars’ın C-3PO’yu metropolisten esinlendiğini öğrenince bu kitaba karşı olan heyecanım ve beklentim arttı fakat beni hayal kırıklığına uğrattı. Kitap beni betimlemeleriyle boğdu. En basit betimlemeleri öyle bir derinlemesine yazılmış ki, cümleyi bitirdiğinizde hikayede nerede kalmıştım diye düşünüyorsunuz. Betimlemeler o kadar uzun ve gereksiz karmaşıktı ki açıkçası ben kafamda şehri canlandırmakta zorladım. Öncelikle spoiler içeren kitap özetini yazıp daha sonra incelememin devamını yazacağım o yüzden yalnızca incelemeyi okumak isterseniz aşağı kaydırın. Roman, geleceğin devasa şehri Metropolis’te geçer. Şehir ikiye bölünmüştür: Yukarıda, gökdelenler, bahçeler ve lüks içinde yaşayan yönetici elit sınıf. Aşağıda, makinelerin başında durmaksızın çalışan işçiler. Şehrin yöneticisi Joh Fredersen’dir. Metropolis’in düzeni, katı bir sınıf ayrımına dayanır. İşçiler yeraltında makinelerle neredeyse organik bir bütün hâlinde çalışırken, yukarıdaki elit sınıf onların emeği sayesinde konfor içinde yaşar. Joh Fredersen’in oğlu Freder, ayrıcalıklı bir hayat sürmektedir. Ancak bir gün yeraltından gelen işçi çocuklarını ve onların başında bulunan Maria’yı görür. Maria, işçilere umut aşılayan, barışçıl ama güçlü bir figürdür. Freder ilk görüşte Maria’dan etkilenir ve onun rehberliğinde yeraltı dünyasını keşfetmeye karar verir. Freder, makinelerin başında çalışan işçilerin ne kadar ağır koşullarda yaşadığını görür. Bir sahnede, dev bir makineyi Moloch adlı bir canavar olarak hayal eder; işçiler adeta kurban edilmektedir. Bu sahne, romanın en çarpıcı metaforlarından biridir: Sanayileşme insanı yutmaktadır. Maria, işçilere sabırlı olmalarını ve bir “arabulucu”nun geleceğini söyler. Ona göre baş (yönetici
MetropolisThea Von Harbou · İthaki Yayınları · 202529 okunma
8/10
·288 syf.··
2026 38. kitabı
Yolun Sonuna Kadar #okudumbitti Bitti… ve ben yine Phil Earle’ün kaleminden çıkmış bir hikâyenin içimde bıraktığı o boğaz düğümünü uzun süre taşıyacağımı biliyorum. Bu yazarın en sevdiğim yanı şu: Bize büyük büyük cümleler kurmadan, “bakın bu çok önemli” diye bağırmadan, sadece bir hikâye anlatarak kalbimizin tam ortasına dokunmayı başarıyor. Kitabın merkezinde Peggy ve Beau var. Peggy’nin sokakta ölümle burun buruna bulduğu o yorgun, umutsuz köpeği kurtarmasıyla başlayan bağ… aslında bir “evcil hayvan” hikâyesinden çok daha fazlası. Beau’nun Peggy’ye tutunuşu, güvenmeyi yeniden öğrenişi, “ait olma” hissini ilk kez tadışı o kadar gerçek ve içten anlatılmış ki, daha ilk bölümlerde Beau’yu sadece bir karakter gibi değil, evin bir parçası gibi görmeye başlıyorsunuz. Sonra savaş geliyor… Ve savaşın en acı taraflarından biriyle yüzleşiyoruz: İnsanlar kadar hayvanlar da darmadağın oluyor. Tahliye kararıyla çocukların güvenli yerlere gönderilmesi, evde kalanların korkusu, belirsizlik… Kitap bu kısmı öyle iyi veriyor ki, “savaş” kelimesi bir tarih bilgisi olmaktan çıkıp evin içine giren bir karanlığa dönüşüyor. Beau’nun Londra’da kalıp enkazların arasında dolaştığı sahneler beni gerçekten etkiledi. Çünkü burada kahramanlık; süslü, gösterişli bir şey değil. Daha çok, bir canı bulmak için durmadan aramak, korksa da geri çekilmemek, birinin nefes aldığını hissedince son gücüyle tutunmak gibi… Sessiz ama çok büyük bir cesaret. Ve hikâyenin en sevdiğim tarafı: Beau’nun yanında Mabel ve Bomber’ın da olması. Huysuzluğu ve kendine has tavrıyla Mabel, “ben istemeden de yanında olurum” enerjisiyle çok gerçek bir karakter. Bomber ise hikâyeye hem umut hem de yön duygusu katıyor. Bu üçlünün yolculuğu bir yandan macera gibi akıyor, bir yandan da her sayfada şunu hatırlatıyor: Sevgi
Yolun Sonuna KadarPhil Earle · Yediveren Yayınları · 202530 okunma
7/10
·188 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2026 11:40
Tek tıkla ölümsüzlük! Bu kez yine bir manga ile geldim. Dex yayınlarından çıkmış. İlk okurken dedim ben ne okuyorum ama sonradan açıldı konu. Aiko ve Eri, samimi arkadaşlardır. Double.Me isimli sosyal ağ üzerinden yazışırlar. Bu sosyal ağın bir özelliği var. Tüm bilgilerinizi toplayarak siz öldüğünüzde sanki hala yaşıyormuşsunuz gibi sizinle yazışmaya devam edebiliyorlar. Bir yapay zeka. Sizin tüm karakteristik özelliklerinizi öğrenebilen. Eri öldüğünde Aiko onunla konuşmaya başlar. Aiko'nun giderek değişmesi ve Eri'nin ölümünün ardında yatan cinayetin gizemi çözüme yaklaştıkça daha da karmaşıklaşır. Korkunç değil mi? Böyle bir uygulamanın varlığını düşünün. Aslında günümüz yapay zekasından bahsediyor. Şuan bile bilgiler su gibi aktığından muhtemelen ilerleyen zamanlarda böyle bir uygulama görürsem şaşırmayacağım. Konusu kesinlikle ilgimi çekti. Devamını alışveriş listeme ekledim bile. Bölüm sonunda bir şok yaşamadım diyemem. Teknoloji ve kıskançlığın deliliğe sürüklemesi çok normal değil mi? Bencillik aşılayan bir durumdayız zaten. Günümüz sorunsallarından biri de bu. Herşeyi biliyorum, herşey elimin altında diyoruz ama aslında zihinlerimizi tembelleştiriyoruz. Hastanedeki tetkik sonuçlarımızı bile yapay zekaya soruyoruz. İnsanın, insan gücünün giderek yok edildiği bir çağa doğru ilerliyoruz. Bence manganın vermek istediği mesajda tam olarak bu. Ölmeyi, öldürmeyi, zarar vermeyi normal sanan bir zihniyet hakim şuan topluma. Herşeyi elde etmeye çalışan ve elde edemediğinde ise kirli oyunlara baş vuran insanlar. Sonrasında; ki zaten tahmin edersiniz, bir yetersizlik ve doyumsuzluk hissi baş gösteriyor. Bu kez daha öfkeli ve şiddete meyillilik bir dalga gibi yayılmaya devam ediyor. Manganın konusundan uzaklaşıyor gibi hissettim Geri dönecek olursam; Puan:
Double Me - 1Miki Makasu · Dex · 202342 okunma
9/10
·111 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2026 06:55
Bir Kıvılcımla Başladı Her Şey: Spiya’nın Doğuşu POYTUZEM - 4 BÜYÜK CÜCE ​Dünya sadece topraktan ve taştan ibaret değil; o bir döngünün, dengenin ve kadim bir sırrın vücut bulmuş hali. Bugün sizi, kaderin yeniden yazıldığı, elementlerin dile geldiği fantastik bir evrene davet ediyorum. ​ Üç İsim, Üç Kader ​Dünya oluşurken, ilk kıvılcım ateşe dönüştü ve Azil doğdu. Ama bu varoluş beraberinde büyük bir kırılmayı getirdi. Bir sabah güneşin ışıkları Spiya’nın yüzeyine vurduğunda, tek bir cümle üç farklı yankı buldu: ​Azil için; bir kurtuluş, ​Eftal için; bir kıyamet, ​Azek için; sonsuz bir özgürlük! ​ Ateşin İçindeki Su: Elya ​Aziyn ırkı lavlardan doğmuştu; onlar için su, yok edilmesi gereken bir tehlikeydi. Ancak unuttukları bir şey vardı: Su, hayattı. Azil’in gölgesinde büyüyen Elya, ateşle suyun imkansız ama kopamaz bağını başlattı. Kalplerindeki o ilk sızı, dünyanın dengesini sonsuza dek değiştirecek bir aşkın mı yoksa yıkımın mı habercisiydi? ​ Yıldız Tozundan Doğan Savaşçı: Azek ​Yıldızlar parçalanıp yere çarptığında insanlık doğdu, ama beraberinde Azek de geldi. Kolunda kadim bir yıldız tozunun enerjisini taşıyan Azek; Mari (Su), Terra (Toprak), Ignis (Ateş) ve Roc (Hava) cücelerinin özünü birleştirip dünyayı kurtarabilecek mi? ​İnsanları tanımayan bir koruyucu, doğadan kopmuş bir insanlığı Azil’in karanlık planlarından nasıl koruyacak? ​"Denge yoksa, özgürlük vardır." dediler... Peki ya özgürlüğün bedeli tüm dünyanın sonuysa? ​ Dönence, döngü, denge ve daimlik... Bu kitap sadece bir hikaye değil, varoluşun bize bıraktığı işaretleri okuma sanatı. Macera yeni başlıyor ve devamı için şimdiden heyecanlıyız! ​Sizce ateş mi suyu hapseder, yoksa su mu ateşi dindirir? Yorumlarda buluşalım!
4 Büyük CücePoytuzem · Doa Yayınları · 20252 okunma