Çok güzel harikulade bir romandı. Neresinden başlasam bilemiyorum. Fyodor Pavloviç ve onun üç oğlu: Karamazov Kardeşler. Sorumsuz, zayıf ahlaklı bir babanın; kendi kendilerine Allah'a emanet, başkalarının himayesinde ve ayrı yerlerde büyüyen üç oğlunun babalarının yanına, şehre dönmesiyle yaşadıkları olaylar anlatılıyor.
Bu hikaye kardeşlik bağının kuvvetini, babanın insan yaşamındaki önemini anlatmak bakımından şüphesiz çok özel.
Ben ise bu romanı okuduğumda tesadüfen din-ahlak felsefesi ile ilgili okumalar, araştırmalar yapmaktaydım.
Bu romanın içinde beni en çon etkileyen mesele Smerdyakov ve İvan arasındaki ilişki oldu. İvan bir entelektüel. Aynı zamanda tanrı tanımaz. Tanrı inancıyla ilgili "Eğer ahiret inancı olmasaydı insanlar kötülük etmekten asla çekinmezlerdi. İnsanları dizginleyen tek şey ahiret inancıdır." gibi ses getiren bir fikir ortaya atıyor. Yani kısaca hesap günü yoksa günah ve kötülük, insanı sınırlandıracak bir şey yok, demek istiyor.
Bu çok ilginç çünkü "Ahlakın temellendirilmesi" meselesi için tek tanrılı dinin ne kadar gerekli olduğunu hikaye, İvan'ın bu görüşü üzerinden gösteriyor.
İvan bir aydın. Kendini ziyadesiyle geliştirmiş. İvan için bir hesap gününün olmayışı ya da tanrısızlık, onu kötülüğe azmettirmez. Fakat ateizm avama yayılırsa? İvan, tanrı ile ilgili fikirlerini babasının uşağı ve garimeşru oğlu Smerdyakovla paylaşıyor. Bazen onunla sohbet ediyor. Smerdyakov'un bu fikirlerden etkilenmesi ise Karamazov ailesi için bir felaket oluyor. Zira Smeryakov, bir uşak. Eğitimsiz, cahil üstelik kibirli, biraz da kötü bir tabiatı var. İvan gibi değil.
Toplumun belirli bir kesiminden sık sık duyarsınız "Ateistler müslümanlardan daha ahlaklı! İnsanlar dinsiz diye ahlaksız olmuyorlar!" gibi söylemleri. Fakat objektif ahlak olmazsa, yani bir örnek