Muazzamdı gerçekten. Alice Harikalar Diyarı tadında bir masala benzettim ben şahsen. Felsefe desen var, mizah desen var, tarih desen var. Mükemmeldi.
Norveçten Yunanistan'a uzanan bir bir yolculuğu bu kadar fantazi dünyasıyla birleştirmesi nasıl bir hayal gücüdür. Hayran kalıyorsunuz.
Mor gazoz, cüceler, iskambil kartları, joker ve fırıncılar. Ve daha birçok şey tam anlamıyla hayatı sorgulamayı, bu dünyada niye varız demeyi çok güzel metaforlaştırmış.
Okuduktan sonra iskambil kartlarıyla ilgili değişik bilgiler öğrendim. Psikoloji okuduğumdan dolayı psikolojide olan bu Oedipus Kompleksinin Kral Oedipustan nasıl geldiğini de öğrenmiş oldum. Yunan Mitoloji öğeleri de barındıran güzel bir eserdi.
Böyle yaratıcı ve hayal ürünlerinden yola çıkan felsefi anlamlar barındıran eserler, olay içinde olay anlatan eserlerden daha var mıdır bilmiyorum ama ben bu tarzı çok sevdim. Senaryo tadında ilerleyen çok fazla edebi metne sahip olmayan akıcı bir eserdi. Ey Gaarder sen neymişsin be. Sırada Sofie'nin Dünyası kitabı var hadi bakalım.
Tolstoy'dan ilk kitabımı okumuş bulunmaktayım. Çok etkilendim gerçekten. İnsanlar olarak ölümü düşünmeden yaşıyoruz. Öleceksek neden varız bu dünyada. Mutlaka her şeyin ve herkesin bir bir amacı var bu hayatta. İvan İlyiç mesleki olarak en üst kademeye ulaşabilmiş, kendini geliştirmiş, evlenmiş çoluk çocuğa karışmış bir üst bürokrat bir savcı. Hayatın amacını gerçekleştirmiş sayılıyor mu peki? Bu mudur hayatın amacı? Aslında her şey meslek sahibi olmaktan, evlenmekten, çocuk yapmaktan ibaret değil.
İvan İlyiç mesleğini severek yapan bir adam ve çok önem verir. En üst mertebeye gelmek için en yüksek maaşı almak için yaşayan bir adam. Her zaman daha iyisini yaşamak için çalışan. Eşiyle de mantık evliliği yapan ve eşinden gün geçtikçe nefret eden bir adam. Çocuklarıyla ilgilenmeyen bir adam. İş arkadaşları öldüğünde bile nasıl öldüğünü neden öldüğünü merak etmiyorlar. Ondan boşalacak kadroya nasıl geçecekler onu düşünüyorlar. İvan İlyiç ölüme yaklaştıkça artık iş işten geçiyor. Artık ölüm kapıda. Hayatın sonu. Yaşamının bir hiç olduğunu düşünerek son nefesini veriyor. Hayatı boyunca istediği şeyler artık tek bir nefeste yitiyor. Eşi çocukları işi hepsi yalan oluyor. Bu tür adamlar için bir söz vardır: "Ne şehittir ne gazi pisi pisine gitti Niyazi"
Ne için çabalarsan çabala hayatın amacı mal mülk makam unvan sahibi olmak değildir. Bu dünyada sevip sevilmedikten sonra doğal güzelliklerin tadına bakmadıktan sonra elden ayaktan düşünce ahlanıp vahlansak da boştur.
Hayatın değerini iyi bilmek lazım. Bir meslekte çalıştığımız zaman o mesleği en iyi şekilde yapmalı ve severek yapmalıyız. Öldüğümüz zaman insanlar arkamızdan her daim güzellikle ansınlar.
Gesi Bağları şarkısında diyor ya hani Barış Manço
"Hey Allahtan korkmaz, sana bana ölüm var
Ölüm varsa bu dünyada zulüm
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261bin okunma
Oblomov aileden kalma tipik bir Rus Soylusu. Oblomovka köyünün efendisi. Emrinde 300 köylü var ve onlardan her sene para gelir. Adam bildiğimiz Maho Ağa fakat arasında büyük bir fark var. Maho Ağa köylüsünü dolandırırken Oblomov aileden kalan genetik miras olan tembel ve erteleme hastalığı yüzünden, yatağından adım atamayan bir köylü efendisine dönüşür. Haliyle böyle birisi hesaplara kitaplara bakmaz, günümü nasıl daha rahat geçiririm diye düşünmekten de kendini alıkoyamaz.
Oblomov yataktan adımını atmayan, giyimine önem vermeyen, gelecek kaygısı gütmeyen bir insandır. Oblomovun psikolojisi o kadar iyi anlatılmış ki her insan kendini Oblomovda görebiliyor. Sadece Oblomov karakteri değil tüm karakterler derinlemesine anlatılmış. Kölesi ve hizmetçisi Zahar, en yakın dostu Şitolts, kuyusunu kazan komşusu Tarantyev, sevdiği kadın Olga ve daha nice karakterler çocukluklarından itibaren tıpkı bir psikanalist tekniği kullanılarak anlatılmış. Okurken Oblomovu sanki görüyor ve okudukça ona kızıyoruz. Oblomov tüm yaşanmışlıklardan sıkılmış yaşı geçkin orta yaşlı bir adamdır. Hayallere dalıp gününü yatağında geçirmekten başka bir işe yaramayan, kuyusunu göz göre göre kazan insanları göremeyen, aşık olmayı, yuva kurmayı isteyipte beceremeyen ve kendini eve hapseden sıradan,uyuşuk ama hiç olmuş bir insan. Çok yakın dostu Şitolts ise Oblomovun tam zıttı bir karakter kendisi sürekli diyar diyar gezen, çalışan, iyi kalpli ve yardımsever. Oblomov bu dünyanın amacını yatakta ararken Şitolts boş durmayıp sürekli işleriyle meşgul olup kendini geliştiren bir adamdır.
Hayat Oblomova göre yaşanması çok zor. Bu hayatı yaşamaya değmez kafasında. Halbuki yataktan çıktıktan sonra aşık olma hastalığına saplandığını görüyoruz. Elbetteki aşık olmak bir hastalık değildir fakat Oblomov bunu daha