Yas aslında bencildir, terk edilmiş bir dünyada kendimiz için tuttuğumuz bir yastır. Ben onsuz nasıl yaşarım?
... Ama bu, hikâyenin sadece bir parçası, vedalaşmanın bir yüzü.
Oysa o sırada o da bizimle vedalaşıyormuş.
Bahçemizi işlemeliyiz, diyor Voltaire ama acaba kendi elleriyle tek bir salatalık bile ekmiş midir? Bahçesinde iki deneyimli bahçıvanın rehberliğinde en az iki düzine işçi ve hizmetkârın çalıştığını biliyoruz. Onun bu metaforu onların, tüm gerçek bahçıvanların sayesinde mümkün oldu. Bizim güzel cümlelerimiz onların (çökmüş) omuzlarının üstünde yükseliyor.
Babalar hakkında yazmak daha zordur. Belki de annenizle aranızda görünmez bir göbek bağı varlığını çocukluğunuz boyunca sürdürdüğü içindir; anne hep yanınızdadır, öğle yemeğini hazırlar, hastayken size o bakar, elini alnınıza koyar; anne, içinde yüzdüğünüz hava gibidir. Baba bambaşka bir şeydir - puslu, belirsiz ve karanlıktır, bazen korkutucudur, çoğu zaman ortada yoktur, sigarasının şnorkeline kenetlenerek başka sularda ve bulutlarda yüzer.