Ne güzel başlar her şey. Hayale sınır mı var? Toz pembe hayaller içinde görünür dünya. Bir an önce büyümek istersin. Hâlbuki büyüyünce başlar her şey. Bir bir vurulur yüzüne hayatın katı sureti. O küçük hayallerden eser kalmaz. Ve kanaat etmeyi öğrenirsin. Emek verirsin, yollar çizersin kendine... Sen direttikçe hayat kendi hükmünü konuşturur; bir taraftan yaparsın, bir taraftan dökülür. Hayal kırıklığını öğrenirsin ve hatta hayal bile kurmamayı... Çok şey öğrenirsin... İnsanların nankör olduğunu, en sevdiğin insanın bile ihanet edebildiğini, canından saydığın insanın bile canını alabileceğini... Böyle böyle hiçbir şeye şaşırmamayı öğrenirsin. En garibi de senin de aslında onlardan pek bir farkının olmadığını öğrenirsin. İnsan olmayı öğrenirsin mesela. İnsan olmayı, insan olamayanlardan; kendinde eksik kalmış taraflardan öğrenirsin. Başkalarında görüp tiksindiğin ne varsa, kendinde de buldukça insan olmaya başlarsın. En önemlisi de kendindeki kusurları gördükçe, insanların şahsında aslında kendini affetmeyi öğrenirsin. Anlamayı öğrenirsin mesela... Seni anlamayan insanlara kılı kırk yararak kendini anlatmaya çalıştığında anlarsın; birilerinin ketum dilinin altında onları anlamayı. Bir zaman gelir, ne kadar zaman geçtiğini, ömrün neresinde olduğunu tahayyül bile edemezsin.
Devir devrilmiş !
Hasretle halvet edeceğimize, gayretle gaflet eder olduk.Saffete hürmet yerine fitneye hizmete durduk. Aslı Özgür
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Devir üstümüze devrilmiş gibi!
Devrilmiş devir
Bu devirde herkes yorgun, insanlara uğraşmama hastalığı yayılmış. Hiç kimse hiç bişey için çaba sarfetmiyor. Hiç bi kimse için uğraşılmıyor. Herkes bıkmış, yorgun, sönük, enerjisiz. Bu ne böyle ?
Manifesto
Ah Pina, cahiliye döneminde insanlar görünen putlara taparlarmış. Kendi elleriyle yaparlarmış bu putları, kendi sözleriyle de överlermiş en gözde dua cümleleriyle. Herkesin putu kendine şirin mi şirin, herkesin putu kendine özelmiş. Sonra yıllar geçmiş Pina; putlar devrilmiş, insanlar kendi elleriyle yaptıkları putları yıkmışlar birer birer. Herkes tapınmak için yeni bir arayışa girmiş; kimi yaratıcıya, kimi ateşe, kimi suya tapınmaya devam etmiş günümüze dek. Aslında mesele tapınmak da Pina, insanlar yüzyıllar boyu günahını, sevabını; acısını, sevincini paylaşacak birisini bulmak için çabalamış. Kimi bu eksikliğini put yaparak gidermeye çalışmış, kimisi inandığı yaratıyaca yalvararak, kimisi de bir insana ömrünü adayarak.. Elbette anlatılacak kimseler yok değil Pina; insan mutlaka bir dil bulup, yazıp, ses çıkarıp, boyayıp, dans edip, ya da susarak bir şekilde kendisini ifade etmeye çabalarmış. Anlatılacak kimseler yok değil inan ama insanın kulağının arkası bile, ne kadar uzak kendisine Pina.. Günler günleri kovalamış, seneler seneleri. İnsanlar anlatmaktan vazgeçmeye başlamış, bir insanın bir insana tapabildiğini farketmişler. Değerden bahsetmiyorum Pina, saf duygular her zaman utangaçlıkla ölçülür. Ama bu insanlar tehlikeli, sinsi ve şeytani düşüncelere sahipler. Önce Kadınlar başlamışlar tapınmanın ölçütünü görmek için; burunlarını kaldırtıp, kaşlarını aldırtmışlar. Seslerini eğitip; parlak bir ruj ve yarı transparan bir pudra ile fondöten sürüp insanların gözlerini boyamışlar. Nihayetinde tapınmak insanın genlerinde var Pina. İnsanlar bir süre sonra bu insanlara tapmaya da başlamışlar. Erkeler de geri kalmamak adına çabalamış elbette. Lüks bir araba, maço bir yüz ifadesi, rolex marka bir saat, şaşalı bir gösteriş bütün kapıları sonuna kadar açmış. Herkes
İnsan ve Duygular
Yusuf Şerif/Goethe
Goethe’nin eserleri devir ve temayül (-1) itibarile bariz bir surette üç kısma ayrılır: 1775 e kadar yazılanlar, İtalya seyahatine tekaddüm (0) ve onu takip eden senelerde kaleme alınanlar, 1800 den sonra meydana gelenler. 1775 e kadar yazılan ve ya tasarlanan eserler, <<Sturm und Drang» devrine aittir. <<Sturm und Drang» kelimeleri, tercemeye pek gelmez, aşağı yukarı "fırtına ve kar" demektir. İtalya seyahatine takaddüm (1) ve onu takip eden senelerde kaleme alınan, daha doğrusu itmam (2)  edilen eserler, Goethe’nin klasiklilik devresine aittir. "Sturm und drang", edebiyatı, koltuk değneklerinden, küflü ananelerden (3), boğucu bir havasızlıktan kurtarmış olmak itibarile lüzumlu bir kasırga idi. Fakat şimalden (4) gelen bu kasırga, köhne bir maziyi silip süpürdükten sonra Goethe’nin, daha fazla yıkıcı olan ve ifratlarla (5) dolu bulunan bu cereyanda ilanihaye (6) saplanıp kalması beklenemezdi;  o tarihlerde bir çok âlimin ve bilhassa dahiyane bir sezişle eski Yunan dünyasının hakiki ruhunu kavramağa muvaffak olan Winckelmann’ın tesirile yayılan Yunancılığın cazibesine Goethe de kendini kaptırdı. Nazarlarını (7) şimalden cenuba (8) cevirdi, eski ilahlarının sanemlerini (9) yaktı, yeni ilahlara tapındı. Bu devirde Goethe sakinleşiyor, ve ne denirse densin genişliyor ve olgunlaşıyor. Sadelik, nizam ve ölçü onun düsturu oluyor. Bu devrin mahsulleri bol olmamakla beraber pürüzsüzdür ve içlerinde şaheser olanları da vardır. Üçüncü devir, ne bazılarının iddiasına göre sırf şimal (10) veya Alman mefkuresîne(11) avdettir(12), ne de bazısının zannettiğim göre sırf klâsik devrin mütekâmil (13) bir safhasından ibarettir. Üçüncü devir, ne şimal devridir, ne cenup (14). Üçüncü devir, Goethe’nin "Goethe Devri"dir. Bu devirde artık hiç bir ilah heykeli devrilmiyor, önce