İçimdekileri bağır çağır anlatmak isterken asla anlaşılamayacağımı biliyorum. Zaten öfkeyi de adam akıllı ne zaman yaşadım hatırlamıyorum. Eskiden depresyon zamanlarımda krizlerim olurdu, özenir oldum, özler oldum. O kendini bırakmaları, duyguyu sonuna kadar yaşamaları. Sesim epey kısıldı benim. Sesim sanki dağlarda yankı bulabilirmiş gibi, ancak ama ancak dağlarda özgür olabilirmişim gibi. Öyle iğrenç bir ağırlığı var ki bu hissin.
Kalktım bir gün eşyaları kırıp döküyorum filan. Sanki tutan benim elim değil, gücüm kalmamış. Vuruyorum hakkıyla ses çıkmıyor. Ne kırılması gerekenden ne benden. Trajikomikti. Yaşayamadım. Öfke anlamsızdı. Bu kırıp dökmeler anlamsızdı. Duygular anlamsızdı. O kadar yabancılaşmıştım günün sonunda. Senin payın, benim payım derken duygulara pay kalmamış anlayacağın. Kime neyi anlatabilirim ki. İki kişilik bir ilişkiyi tek başıma yaşamışım gibi. Hiç birbirimizi tanıma fırsatımız olmamış gibi. O kadar kendime yetmiş, yetmeye çalışmışım ki ilişkide fark etmemişim kendi ihtiyaçlarımı. Biz hep güldük. Sen neşeyle halledersin her şeyi, bana da bulaştı zamanla. Biz niye o kadar güldük? Nasıl güldük? Anlamıyorum bazen. Ağlanacak çok halimiz varmış. Tabii sen görmedin. Acı çeken görür. Keşke ben de görmeseydim. Keşke kendimi bu kadar suçlamasaydım.
Aşık olup da sonuna kadar yaşayanlar, sevip de sonunu düşünmeden yaşayanlar nasıl şanslı aslında. Severken düşünmeden sevmek, sürünürken hakikaten sürünmek çok kıymetliymiş. Ben hep dengede kalmaya çalıştım. Hiçbir zaman aşkımı ifade edemedim sana. Gidersin diye korktum, kaldıramazdın. Seni üzmek istemiyorum der giderdin, biliyorum. İki yıldan fazla beni üzmek istemeyip üzdün halbuki. Bari yaşasaydım diyorum işte yaşasaydım sonuna kadar öyle gitseydin. Hayatıma seni ben çektim. Ben yarattım ve yaşadım.