Pılısı pırtısı, arabasına yüklü; çoluğunu çocuğunu bindirmiş, kendileri yaya, yaşlılar. Bir ellerinde gemici feneri, hem yürüyüp hem bebeğini emziren, körpe analar ki, eyalleri bilinmez hangi ateş sofrasındadır; sakalını ve cübbesinin eteklerini, savurta savurta giden, sarıklı birkaç ‘pîr-i fâni’; katırına binmiş, küfeleri yarı ev, yarı mutfak eşyası dolu; tavası elinde, geçkin dul kadın. Gözleri korkuyla açılmış küçücük oğlunu, kağnısına oturtmuş; elinde övendire, yularından çekerek öküzünü götüren, şehit karısı; hepsi, hesaba sığmaz bir keder ve ıstırap ağırlığının altında ezilmiş; karanlığı, zayıf ve yorgun fenerleriyle benekleyerek, ağır ağır, şehirden uzaklaşıyorlar.