kruvazörlerinin karanlığı tarayan projektörleri, tam o esnada, pencereyi yaladı, bu yoğun ışıkla, Gâzi'nin profili bir an yaldızlanır. Eliyle onları göstererek, dedi ki:
"...efendiler... İngiltere ile hâl-i harb de olmasaydik...söyler misiniz, bu donanma bu körfezde bulunabilir miydi? İngiltere ile, yüz kere, bin kere hál-i harbdeyiz, biz!.. ""
Gâzi, karanlıkta projektörlerini, bazen denizdeki sandallar ve mülteciler; bazen kordonboyu kalabalığı üzerinde dolaştıran, itilâf donanmasını, iki parmağı arasında sigarasını tuttuğu, sağ eliyle gösteriyordu; sol eli, âdeti üzere, pantolonunun cebindedir
Dönüp masanın başına yürürken, sesinde aynı ciddiyetle:
"...İngiltere'nin teşvik, tahrik, hatta takviyesi olmasaydı... Yunanistan, Izmir'i işgâle tevessül edebilir miydi?.. Efendiler, şunu bilesiniz ki şark-ı kâripde, Londra'dan habersiz, bir sinek dahi uçamaz..."
Masasının karşısında, ayağa kalkmış İstanbullu gazeteciler ellerinde bloknotları, not alıyorlardı. Yakup Kadri, bir sual sordu:
"...binaenaleyh, Ankara'nın nokta-i nazarı bu merkezdedir, diyebilir miyiz Paşam?" Mustafa
Kemal Paşa, sigarasının dumanları arasından, cevap veriyor: "...ona ne şüphe!.. "" Sigarayı
tutan sağ elini, projektörün yeniden yaladığı pencereye uzatıp, sesinde gizli bir hiddetle ilâve edecektir:
"...hakikat şudur ki...Izmir'in istirdâtını müteâkib...bu işgal donanması Körfez'den defolup gitmeliydi..."
Paşa'nın son söyledikleri öyle yoğun bir hiddet içeriyordu, ani bir sessizlik olusuyor: