resulallah (s.a.v.), "şüphesiz ki sizler, kendinizden önceki milletlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına, tıpatıp muhakkak uyacaksınız. o dereceye kadar ki, şayet o ümmetler bir kelerin deliğine girseler siz de muhakkak onlara tabi olmaya çalışacaksınız." buyurdular. biz, "ya resulallah, bu ümmetler yahudiler ile hıristiyanlar mıdır?" diye sorduk. "onlardan başka kimler olacak!" buyurdu.
bir dua ettiğimizde onun hemen oluvermesini istiyoruz. "şüphesiz insan çok acelecidir." bi işte başarılı olmak için dua ediyoruz mesela, sihirli bir değnek gelsin bizi başarılı kılsın istiyoruz sanki. sihirli değneği göremeyince üzülmekten, bize verilen başarılı olma fırsatlarını göremiyoruz. mutlu olmayı diliyoruz. mutlu olmak için yapabileceklerimiz önümüzde seriliyor. göremiyoruz. hazırcı bir yapı mı dersiniz, acelecilik mi, 'yeni nesil iyice bozdu abi' mi dersiniz, bu durumu nasıl adlandırırsınız bilmiyorum ama dua ettiğimizde bu duayı fiili duayla desteklemek zorundayız. aksi durumda dualarımızın kabul "olmamasından" yakınırken bulabiliriz kendimizi allah muhafaza.
enes'ten (r.a.): rasul-i ekrem (s.a.v.) ile hayber'den dönüşümüzde medine-i münevvere'yi görebilecek yere gelince resulallah, "seferden dönüyoruz, günahlardan tövbe ediyor ve rabbimize ibadet ve hamd ediyoruz." buyurdular ve medine'ye gelinceye kadar bu sözlerine devam ettiler.
"iyi ameller hususunda acele ediniz; yakın zamanda karanlık geceler gibi birtakım fitneler vukua gelecektir ki, insan mümin olarak sabaha çıkar ve kâfir olarak geceler, mümin olarak geceler ve kâfir olarak sabaha çıkar; dünya malı mukabilinde dinini satar."