Enes b. Mâlik [r.a] rivayet ediyor: Resûlullah [ﷺ] Ebû Bekir, Ömer ve Osman’la beraber Uhud dağına çıktılar. Dağ altlarında sarsıldı.
Resûlullah [ﷺ], ayağını dağa vurarak, “Ey Uhud dur, senin üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki şehid durmaktadır” dedi.
Dağın sarsıntısı hemen durdu.
Bunu beyan etmekle Ömer ve Osman’ın [r.a] şehid olacaklarını bildirmiş oluyordu.
Dünya lezzetini ve eğlencesini terk edip de gençliğiyle beraber Allah'ın tâatına yönelen gence Allah Teâlâ yetmiş iki sıddîkin ecrini verir ve ona şöyle hitâb eder: "Ey şehvetini terkederek gençliğini benim uğrumda feda eden genç! Sen benim yanımda bazı meleklerim gibisin!" (Tirmizi, Zühd, 53, Tuhfetüz-Zakirin, 241)
İslâm, kalbin temizlik ve güzelliğinden kaynaklanan nezâkete de çok ehemmiyet vermiştir. Nitekim Rasûlullah -sallallâhu aleyhi vesellem- insanların kullandığı hiçbir kötü ve kaba sözü mübarek ağızlarına almazlar ve şöyle buyururlardı:
"Kıyamet günü, mü'min kulun terâzisinde güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz. Allah Teâlâ, çirkin hareketler yapan, çirkin sözler söyleyen kimseden nefret eder."
Sayfa 141 - Erkam Yayınları, İstanbul 1434 / 2012·Kitabı okuyor