İşte artık hiç kaçınmadan, çekinmeden, duraksamadan armağan edebilirsin en önemli, en değerli şeylerini ona; o, dinginlik getiren aralarda, aralıklarda, geçitlerde: suskunluğunu ve kahkahanı, aldırmazlığını ve özenini, sakladıklarını ve doğrularını, kapanıklığını ve içtenliğini-yaşamının bütün önem ve değer verdigin şeylerini; seni sen yapmış şeylerini-bütün aydınlığıyla, pırıltısıyla, görkemiyle (hem de gönül rahatlığıyla) Venüs’ü bile (ondan Neptün’ü alarak ) - soğuk bir akşam kıyısında…
Şimdi ne kadar, ne süre, nasıl ve hangi anlamda senin olacağı ya da olmayacağı da belirsizken (en çok beklediğinin de, gelse bile birgün, hiçbir zaman beklediğin anlamda gelmeyeceğini bilerek…) şimdi, emin olduğun, emin olmaktan başka bir şey de yapamayacağın, onun gelişi.
…
İki harita kurarsın kafanda: zamanda ve uzamda, ikinizin gidiş gelişlerini saptayan-şu kadar yıl ve o kadar yol içeren iki harita… Üst üste konduklarında-konabilselerdi-bilmeden ve bulamadan birbirinizin yanından gelip geçip gittiğiniz yerleri, ulaşamama ve dokunamama noktalarınızı belirleyebilecek… Ama-bilemediğindir, o yerler; o noktalar, dokunamadıklarımız…
Dokunamadığın noktalardan gelir yaşamının anlamı.