9/10
·116 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
165 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 11:30
Bu inceleme kitaptan alıntılar içerecek yazarın bahsettiği önemli bulunan konular aktarılacaktır. Daha faydalı olması için bölümlere ayırdım: 1)Kısaca nedir? Neden okunmalı? 2)Sunuşa Dair 3)Hikayeye Dair 4)Çevirmene Dair 1) Bu eserin özünde İbn Tufeyl, insan sadece akılla hakikate ulaşabilir mi? Sorusunu cevaplamaya çalışmıştır. Bu çabasında felsefî soyut kavramların daha kolay anlaşılabilmesi için uygulanan hikayeleştirme metodunu kullandığını görürüz. İslam felsefesi literatüründe bu metodu İbn Sina başlatmıştır.(DİA) İbn Tufeyl, İbn Sîna’nın bir sembolik hikayesinin kahramanlarının isimlerini almış fakat farklı bir hikaye bize sunmuştur. Özellikle felsefî yoğunlukta olan kısımlar(hakkıyla anlamak isteniyorsa) zihninizi yorabilir. Fakat bu yorgunluğa ve ayırdığınız zamana kesinlikle değecektir. Pek de uzun olmayan yaşamımızda neyin değerli neyin değersiz olduğunun ayırdına vardırabilecek, mütemadiyen dış uyarıcılara maruz kalan bizlere kendi özümüzün, aklımızın ve sezgilerimizin değerini fark ettirebilecek hatta bizi harekete geçirebilecek bir eser olduğu kanaatindeyim. 2) Eserin 25 sayfalık bir sunuş bölümü bulunmaktadır. Çok faydalı bulduğum bu bölümde İbn Tufeyl'in yakın ilişkiler kurduğu Muvahhidler devletinden, devletin temel dini politikasından bahsedilmiştir. Muvahhid düşünceye göre avam saf bilgiyi idrak etmekten acizdi bu sebeple onlara sadece Kur’an’ın zâhirî manaları öğretilmeliydi. Felsefeyle yani hakikatin bâtınî tarafıyla yalnızca aydınlanmış küçük bir zümre ilgilenmeliydi. Çevirmenimiz Onur ÖZATAĞ İbn Tufeyl’in de bu düşünceden beslendiğini ifade etmektedir. Nitekim eserin muhtelif bölümlerinde İbn Tufeyl’in bu görüşü savunduğu görülür. Yine sunuş bölümünde Hayy bin Yakzan hikayesinin felsefî alt yapısı kurulmaya çalışılmıştır. Platon ve
Hayy Bin Yakzânİbn Tufeyl · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,219 okunma
8/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 19:55
Mina, deniz kenarındaki küçük köyünde, büyükannesinden dinlediği hikayelerle büyümüştü. En çok da Deniz Tanrısı’nın adını duymuştu ondan. Çünkü, tanrıların en güçlüsü ve halkının koruyucusuydu Deniz Tanrısı, yeryüzündeki dostu imparatorlarıyla birlikte. Ama bir gün, birdenbire, insanlara sırtını dönmüş; fırtına, yangın ve bilumum felaketlerle baş başa bırakmıştı onları. Sebebini bilmedikleri bu durumu düzeltmek isteyen halk da, her yıl, fırtınaların çoğaldığı dönemde, o yörenin on sekiz yaşını dolduran en güzel kızını, Deniz Tanrısı’na gelin olarak göndermişlerdi. Hiçbiri de geri dönmemişti o günden sonra üstelik. Mina onaltı yaşındaydı. O yil, yüzüncü kez gelin olarak denize gönderilecek kız da Shim Cheong’du. Shim, gerçekten çok güzeldi. Ve Mina’nin abisi Joon’un da biricik aşkıydı. Bu nedenle de, abisinin Shim’in gidişinden duyacağı üzüntünün önüne geçmeyi planlamıştı genç kız. Her şey hazırlanıp da, tam Shim denize atılacakken, gelini almaya gelen ejderhanın önüne atlamış ve kendisini almasını talep etmişti Mina. Ejderha da kabul ederek indirmişti O’nu denizin altına. Hem abisinin mutluluğunu sağlamak hem de Deniz Tanrısı’nın başına ne geldiğini öğrenmek için elinden geleni yapmayı planlamıştı. Denizin altına indiğinde gördükleri ve yaşadıkları şaşkına çevirmişti genç kızı. Çünkü, aşağıda hiç ummadığı sürprizler bekliyordu kendisini. Rakip haneler, kötücül lordlar, canavarlar, tanrılar ve en önemlisi de, hiç birşeyle ya da hiçbir kimseyle ilgilenmeyen, kendi halinde yaşayan bir Deniz Tanrısı ile karşılaşmayı ummuyordu tabii ki. Amma, gördüğü ve yaşadığı hiçbir olumsuzluğa, haksızlığa kayıtsız kalmayan korkusuz kızımız Mina, köşesine çekilmedi. Yeni tanıştığı Lotus Hanesi Lordu Shin, Shin’in savaşçılarından Kirin, Namgi, Nari ve insandan tayfa dönüşmüş Maske, Dai ve
Denizin Altına Düşen KızAxie Oh · Yabancı Yayınları · 2023848 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
5/10
·675 syf.··
2026 42. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 09:43
Portekizli yazardan okuduğum ilk kitabın ilk sayfaları işte bu aradığım kitap, dedirtti ama bu heyecan pek fazla uzun sürmedi, sanki birer yemekti benim için bu kitap. Evet, aynen öyle, belki de ekşi hafif bir tatlı. Başlarda görünüşü ve damağa gelen ilk tadın hazzı bambaşka oluyor lokmaların devamı nedense o ilk deneyimdeki hissiyatı bozuyor daha iyisi yeniden inşa ediyor, bu okuduğum çoğu kitaptaki genel süreç: İnşa edilen ve edilmekte olan yapı ilk satırların ve sayfaların gölgesine bütünüyle özellikle de ortalarına doğru sığınmakla yetiniyor, onu aşamıyor. Ben şimdi bunun nedenini arıyorum, bu kitap bana bu konuda ciddi anlamda destek verdi, okurken fark etmemi sağladı üstelik okuma süreçlerinde ki bu deneyimi aktarmadan ki ben kendisi üzerinden deney yapmış bulunmaktayım. İlk başlarda işte aradığım tarz bu dedirtirken yavaş yavaş kendini soldurması tamamen olağan! İnsan her şeye alışır____haklılar, ben sıkıldım o kadar. Gerçi biraz da karakterin görüşleri etkili oldu, bu görüşler yer yer tekrara düştü, yer yer huzur dahi verdi! Eh, tabi huzursuzluğun kitabında huzur bulunca o kısa soluk alınan satır da bunalttı insanı. Kitabın kendisine döneyim yazarın hayali olarak oluşturduğu yazarlarından birinin bilinç akışı aforizmaları deyip geçmeden gerçi aforizmadan çok kısa hikayesiz anekdot. Konu belli zaten, yaşamak! Ah, hayır, öyle değil! Bildiğimiz yaşamak değil. Uyuyan Adam'ı, Yer Altından Notları hatırlatıyor şayet uyuyanın sersemliği, yer altındakinin keskin virajlarını göz ardı edersek zira karakter eminsiz vücuda anlam yüklü kumaştan pelerin seriyor, uçmak için değil, yazar kendini izlemek istiyor olabilir ancak ben her cümleyi dikkatle irdelemek isteyebileceğim kadar oyuncu rolünü giremeyeceğim. Dedim ya yemek bu, belki de soğudu artık.
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 202514,6bin okunma
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2026 16:29
Zarokên Li Ber Tevna Mehfûrê, kitêba çîrokan ya edebiyata farisî ye ku ji hêla Hûşengê Moradîyê Kirmanî ve hatiye nivîsandin. Berhem xwedî 2 çîrokan e: Nimiko; Rizo, Esedo, Xecîce. Ev berhem ji alîyê Mamoste Kenan Subaşı ve ji farisî bo kurmancî hatiye wergerandin. Wergereka bi çêj û serkeftî ye bi rastî jî. Mirov dibêje qey bi kurmancî hatiye nivîsandin û naveroka çîrokan ji gundên Kurdistanê der bûye. Her du çîrok jî di nav xwe da gelek keresteyên folklorîk yên wekî gotinên pêşîyan, biwêj, nifir, dia û ayînên kevnare dihewînin. Hûn dê bibînin ku nivîskêr çiqasî xwedî paşxaneyaka dewlemend ya devkî ye û di qada edebiyata modern da jêhatî ye. Subaşı, aniha li zanîngeha Mardin Artukluyê dersên Folklora Kurdî û Edebiyata Kurdî ya Zarokan dide. Wî ev berhem wekî sparteka vîzeyê spart me û em jî dê analîz, rexne û nirxandinên xwe li ser vê berhemê bikin.
Zaroken li ber Tevna MehfureHuşenge Moradiye Kirmani · Nubihar Yayınları · 20222 okunma
10/10
·221 syf.··
2008 29. kitabı
·
180 günde okudu
·
Okunma: 26 Temmuz 2008 00:00
Althusser, Gramsci'nin hegemonya kavramını yapısalcı bir perspektifle geliştirerek, devletin üretim ilişkilerini nasıl yeniden ürettiğini analiz eder. Okul, din, aile, medya gibi kurumları "Devletin İdeolojik Aygıtları" (DİA) olarak tanımlar ve bunların baskı aygıtlarından (polis, ordu) daha sinsi bir şekilde bireyleri sisteme tabi kıldığını gösterir. İdeolojinin bir "yanlış bilinç" değil, insanların gerçek varoluş koşullarıyla kurdukları hayali ilişkinin "maddi" bir pratiği olduğunu savunur. Modern kapitalist devleti ve kültürel iktidarı anlamak için sarsıcı bir kuramsal metindir.
1000Kitap
İdeoloji ve Devletin İdeolojik AygıtlarıLouis Althusser · İthaki Yayınları · 201016 okunma