“Pervane böcekleri, gecenin kelebekleri ateşe uçarlar. Bir mum ışığının etrafında dönüp dolaşırlar. O mum alevine öyle bağlanırlar ki her dönemeçte biraz daha yaklaşırlar… Yanacaklarını bilseler de aleve olan sevgileri daha ağır basar, sonunda alevlere sarılmak için koşarlar. Koşarlar ve yanarlar.”
“Sana daha önce de söylemiştim,” diye itiraf ettim. Ben de sana söylerken fark etmiştim. “Boşluk,” diye mırıldandım. “Bu benim en büyük korkum. Büyük bir boşluk. Ne zaman açıldığını bilmediğim ama hayatım boyunca benimle birlikte olan, her geçen gün daha da büyüyen boşluk. Sanki ben kalbimde büyük bir delikle doğmuştum. O delik benimle birlikte büyümüş. Çocukken suya düştüğümde sudan değil, içindeki o sonsuz boşluktan korktum. İçimdeki o boşluk o kadar büyüktü ki ne yaparsam yapayım, etrafım ne kadar kalabalık olursa olsun, ne kadar çok sevilirsem sevileyim bile dolmadı. Biraz bile küçülmedi.” Gözlerim dolmadı., gözlerim sızladı. Bu his öyle büyük öyle derindi ki ne zaman yanına yanaşsam kaskatı kesiliyordum. “Ben de başımı kaldırıp gökyüzüne baktım, yıldızlar öyle çoktu ki onları alıp içime sakladım. O boşluğu onlarla doldurmak, kapatmak istedim.”