Brhadaranyaka Upanişad'da bir ifade daha vardır: "İnsanlar 'Bu tanrıya tap! Şu tanrıya tap!' diyorlar; tanrılar birbiri arkasından gelir, bizzat bütün bu evren Tanrı'nın yaratımıdır!"
Tapınacakları varlığı dışarıda arayanlar hiçbir şey anlamıyorlar. İçinize dönün, varlığın gizeminin ayak izlerini orada bulacaksınız.
Metafor, her konuşmayı, her sözcük dağarcığını ve her imgeyi aşana gönderme yapar. Metaforlara düz bakış açısının mitolojiye değil, teolojiye ait olduğu kanısındayım. Teolojide, tanrı nihai bir terim olarak, bir tür doğaüstü olgu olarak kabul edilir. İlah geçirgen olmayıp, aşkın olana açılmadığında, yaşamlarımızın gizemi olan gizeme açılmaz.
Semboller tarihsel olaylara gönderme yapmazlar; tarihsel olaylar üzerinden, düne, bugüne ve yarına ait olup her yerde bulunan tinsel yahut psikolojik ilke ve güçlere gönderme yaparlar.
Girit'in temel sembolü labrys, çift ağızlı, hilal kavisli bir baltadır; eski bir şey ölmeden yeni bir şeye sahip olamazsınız. Yani Tanrıça başlangıçtaki doğumun olduğu gibi sondaki ölümün de tanrıçasıdır. Ölüm ve doğum birbirlerine aittirler. Elinde labrys ile Anne Tanrıça hükümranlığını açıkça belli edecek şekilde durur; kurban sırasında dökülen kan, ister hayvan ister insan kurban edilsin, annenin kanıdır. Başlıca kurbanlık hayvan boğadır, kurban her zaman erkektir. Dişi hayvan kurban edilmez, çünkü dişi, ölen ve di-riltilen değildir; dişi, ölümü dirilişe götürendir, dönüştürücüdür.
Ölümü yaşamın sonu olarak düşünme eğilimindeyizdir, oysa ölüm ve yaşam birbirinin bütünleyicisidir. Buna bağlı olarak, bir tanrı veya tanrıçanın bedeni ile ilgili en başta gelen tarımsal mit, bitkileri yerken Tanrı'yı yiyor olduğumuzdur.