“Kadınların ayrılık sonrasında saçlarını boyatmaları, yeni elbiseler almaları, dökülüp saçılmaları, kendini göstermenin değil saklanmanın bir yolu aslında. Ruhunuzdaki değişiklikler anlaşılmasın diye bedeninizde değişiklikler yaparak “Farklı görünüyorsun bir şey mi oldu,” sorularını saçınızı, kılığınızı, memenizi kalkan yaparak savuşturmaya çalışıyorsunuz. Dünya, derdi olan insanları taşıyacak kadar şefkatli değil. Silahlarımızı kuşanmak zorundayız.”
“Sonra işte çok özledim. Özlemekten kalbim ağrıdı. Kavuşamayacağınızı bildiğiniz özlemekler çok çirkin ve silahlı. İnsanın doğrudan canına nişan alıyor.”
“Her neyse işte demişti ki “Ben bu ilişkiye inanmıyorum.” Oysa ilişki diye biri yok, bunu size az önce bilimsel olmayan yöntemlerimle ispatladığımı düşünüyorum. O halde demek istediği, “Sana inanmıyorum,” olmalı. Bana inanmıyor? Bana inanmıyor. Pan diye bir tanrı vardı, bilir misiniz? İnanılmamaktan öldü o. Kendisine son inanan kişi de yeryüzünü terk edince mecburiyetten öldü. Çünkü inanılmamanın öldürücü bir etkisi var.”