“Ben yurdum için tüylerini diken diken edecek şeyler yaptım patron; insan boğazladım, çaldım, köyleri yaktım, kadınları kirlettim, evleri yağmaladım… peki ama neden? Çünkü onlar Bulgar’mış, bunlar Türk’müş… ‘Geberesice alçak!’ deyip duruyorum kendime, alnımı karışlayarak; ‘Yok olasıca kot kafa!’
Artık gerçekten çok uslandım, şimdi insanlara bakıp, ‘Bu iyi, bu da kötü insandır’ diyorum. Bulgar olsa ne çıkar, Rum olsa ne çıkar? Benin için hepsi bir; iyi mi kötü mü şimdi yalnızca ona bakıyorum. Yaşlandıkça, bak şu ekmek çarpsın ki, ona da bakmamaya başladım. Bre, iyi olsa ne çıkar, kötü olsa ne çıkar! Hepsine acıyorum, bir insana baktığımda aldırmıyor gibi yapsam da içim parçalanıyor. ‘Nah işte’ diyorum; ‘şu fukara yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor; içinde Tanrısı da var şeytanı da, o da kakırdayıp gidecek, dümdüz yatıracaklar toprağa, kurtlar kemirecek onu da… Vah kara yazgılı vah! Kardeşiz hepimiz… Kurtçuklar için etiz!’
O insan kadınsa bak Tanrı hakkı için, ağlayasım geliyor. Ara ara yüce kişiliğin kadınları seviyorum diye bana takılıp duruyor; nasıl sevmeyeyim onları, bre?”