"Şu yaşta şunu yapmalısın, şu aşamaya gelmelisin." gibi dayatmalar, bireyin kendi ritminde ilerlemesine engel olur. Kendi hızında büyümek ve gelişmek yerine, toplumun belirlediği hızda koşmaya zorlanmak, birey üzerinde büyük bir baskı ve stres oluşturur kimi zaman birey, farkında olmadan bu süreci içselleştirir ve kendi başarılarını toplumun ölçütlerine göre değerlendirmeye başlar. Artık içsel tatmin değil, dışarıdan gelen onay arayışı ön plana çıkar. Bir süre sonra kişi, gerçekten ne istediğini değil, toplumun neyi takdir ettiğini düşünerek seçimler yapmaya başlar.
Sosyal medyada gezinirken, arkadaşlarımızın başarılarını dinlerken ya da hayatımızdaki gelişmeleri değerlendirirken kendimizi, başka insanların geldiği noktalarla karşılaştırırken buluveririz. Zihnimiz otomatik olarak bir kıyas mekanizması oluşturur. Başkalarının başardıklarına odaklanır, kendi eksikliklerimizi daha fazla görmeye başlarız. Bu süreç, kimi zaman motive edici olabilir; ancak çoğu zaman içten içe yetersizlik hissini besler. Kendi başarılarımızı görmezden gelip sadece ulaşamadığımız şeylere odaklanmak, içsel huzursuzluk ve tatminsizlik doğurur. Bugün geldiğimiz nokta, dün hayalini kurduğumuz bir yer olabilir ama kıyas içinde olan zihin, bunu fark edemez. Her bir adım ötesini, başkasına ulaştığı noktayı hedefler ve burada kronik bir tatminsizlik oluşturur.
İnsan Neden Okurmuş? Hakikatli soruymuş.
En iyisi, okuyanlara sormak.
Entelektüel tatmin için okuyorlar desek, doymuyorlar okumaya, okudukça daha fazla soruyorlar. Cevapları yine kitaplarda arıyorlar, tekrar kitaplara dalıyorlar.