• Dik duruş, onurlu duruştur.
    Susanna Tamaro
    Sayfa 38 - Can Yayınları
  • Kaygı: Nathalie ve Oğlu

    Kaygı bozuklukları genellikle birçok varoluşçu meseleyi içerir. Nathalie ve oğlu Jason bu örnek olayda, anne ve oğlu Jason'nm Adam'la arkadaşlığı ve Adam'ın intiharından doğan varoluşçu sorunlarla yüzleşir. Varoluşçu kaygı, genel kaygı bozukluğunun bazı belirtileriyle birlikte bu durumda ortaya çıkmaktadır. Hem Nathalie hem de oğlu, Adam'ın intiharıyla nasıl baş edeceklerine dair seçimleriyle yüz yüze kalırlar. Nathalie'nin zihninde büyük bir yük olan sorular





    1 70 5. Konu

    Adam'a ve Adam'ın ailesine karşı kendisinin ve oğlunun sorumluluğuyla ilgili sorulardı. Adam'a ve ailesine karşı sorumluluğuyla tezat olan ise oğluna karşı sorumluluğuydu. Hem anne hem de Jason, Adam'ın ölümüyle baş etmede varoluşçu gerçekliğin önemli meseleleriyle yüz yüzedirler.

    Nathalie, terapötik etkinliklerini denetlediğim birinin danışanıydı. On yedi yaşında oğlu olan kırklı yaşlarında bir kadındı. Nathalie, açık havaya çıkma cesareti gösterir göstermez ağır panik atak yaşadığı için bir süredir kendini tamamıyla hapseden agorafobisinden dolayı psikoterapideydi. Fobisi, oldukça yatışmıştı ve yeni bir gelişme, kaygının yeni bir atağı onu aşağı çekene kadar terapi oturumlarına tek başına geliyordu. Bu sefer kaygısı genelleştirilmişti ve özel bir olayla açıkça tetiklenmişti. Nathalie'nin oğlu Jason, daha genç yaştayken arkadaşı olan Adam adlı bir çocuğun da yer aldığı bir dizi kötü zorbalık olaylarına karıştı. Okul, Adam'ın anne babasının okula şikâyetinden sonra Adam'a karşı birlik olan Jason'ı ve arkadaşlannı disipline gönderdi.

    Hiçbir bir değişiklik olmadı ve gençler, Adam'ın yaşamının bir anlamı olmadığını belirten bir mektup bırakarak odasında kendini asmış olarak bulunmasına kadar Adam'la uğraşmaya devam ettiler. Nitekim ölümü doğrudan uğradığı zorbalıkla ilgili görünüyordu. Nathalie'nin oğlu Jason neredeyse kuşkusuz bu olaym içindeydi ve polis tarafmdan sorgulandı. Arkadaşlarının yaptığı gibi herhangi bir sorumluluğu reddetti. Serbest bırakıldılar. Sonrasında Adam'ın cenazesine katıldıktan sadece birkaç gün sonra Jason çözüldü ve annesine kendisinin ve arkadaşlarının sürekli Adam'la alay ettiklerini ve kendilerini tekrar şikâyet ederse daha da ileri giderek ona işkence yapmakla tehdit ettiklerini anlattı. Jason'a göre Adam'ın intiharının doğrudan çetenin tehditleriyle gerçekleştiği açıktı. Jason çetenin sadece önemsiz bir üyesiydi, fakat Adam'ın kendini öldürdüğü gün okuldan eve giderken diğer çocuklardan üçünün Adam'a fiilen saldırdıklarını biliyordu. Şimdi aynı çocuklar olanlan polise anlatırsa benzer şiddeti kendisine uygulayacaklan konusunda Jason'ı tehdit ediyorlardı. Aslında polis bu olayların zaten farkmdaydı, fakat Adam'm ölümü açık bir intihar olayı olduğu için gençleri cezalandırmayı okula bıraktılar. Bununla birlikte Jason sorgulandığında gerçeği anlatmadı ve kendini son derece suçlu ve nasıl davranacağı konusunda açmazda hissetti.

    Nathalie, oğlunun bir başka çocuğun ölümüne yol açan davranışlarda yer aldığını fark ederek dehşetle donakaldı. Adam'ın tüm hayatını biliyordu ve ona olan için muazzam bir sorumluluk duygusu hissediyordu. Dehşetle kendinden geçti. Ağzını açamadı çünkü bu Jason'a ve diğer çocuklara zarar verecekti. Sessiz kalamazdı çünkü bu bir suça göz yummak olacaktı. Aslında oğlunun böyle davranması ve suça yönelen bir çetenin üyesi olması fikriyle yüzleşemiyordu. Kaygıyla felç olmuş bir durumda eski semptomlarının geri geldiğini hissetti ve birkaç kez terapi oturumlarım iptal ederek kendim eve kapattı. Sonunda terapiye geri döndüğünde, terapistine kendisini bu kadar üzen şeyin ne olduğunu anlatmaktan kaçmdı. Sadece Jason'm bir arkadaşı olan Adam öldüğü için dışan çıkmanın güvenli olmadığım söyledi. Bu terapistin ilk başta tartışmadan bıraktığı gizemli bir durum gibi görünüyordu (van Deurzen, 2009, ss. 137-138).

    Nathalie'nin yaşadığı yoğun varoluşçu kaygıydı. Yaşamın tehlikelerinin ve aynı zamanda bu tehlikelerle yüzleşmesinin kendine düşen sorumluluğunun da farkındaydı. Her yer güvenli olana kadar eskiden var olan tehlikeden saklanma tutumu hâlâ devam ediyordu, fakat henüz bu tutuma pes edemiyodu. Burada cesurca yaşama ve konuşma fırsatı kendisine sunuluyordu ve yine bir zamanlar olduğu gibi tekrar meydan okumaya kaçınmaya çalışıyordu. Şimdi, ya Jason'ı konuşması için ve belki de cezalandırılması için cesaretlendirme ya da sessiz kalma ve gerçekte olanın üstünü örtme seçimine sahipti. Sadece kendisinde değil oğlunda da tekrarlanan ve durdurulmaya yol açtığı için kaçınmanın gerçekten bir seçenek olmadığını biliyordu.



    Varoluşçu Terapi 171

    Çok önceden ikilemini terapistle açıkça tartışmanın doğru yönde bir adım olacağını kabul etmişti.Terapistine, bunu sadece terapistinin patolojik olarak değerlendirmeyeceği ya da deneyimini azaltacağı zaman yapabileceğini anlattı.

    Daha öncesinde reddettiği ve engellediği için Nathalie'nin ahlakî ikilemleri çözmede deneyimsiz olduğu açıktı, fakat şimdi, bu tür meydan okumaları engellemenin, önünü göremeyeceği bir yerden onu çıkmaz sokağa götürdüğünü görmesinde ona yardımcı olmak mümkün hâle geldi. Bu meydan okumayla cesurca yüzleşmek hareket özgürlüğüne erişmede tek yoldu. Agorafobisinin üstesinden gelmenin korkusuyla yüzleşmesi ve onu en çok korkutan birçok şeyi yapması için dışarı çıkması gerektiğini biliyordu. Bundan dolayı, yaşamda bu problemlerle yüzleşmenin onu eşit derecede daha güçlü yapacağını ve bu yeni güçle açmazına çözüm bulmada en iyi şansı yakalayacağını biliyordu.

    Sorunlara doğrudan bakmayı, Nathalie kabul etti. İlk başta sadece Jason için endişelendiğini düşünüyordu. Adam'ın dramında oynadığı rolü itiraf ederse, sınavlarında başarılı olma olasılığının yerle bir olacağından endişeleniyordu. Bunun kendisine bir felaketmiş gibi göründüğünü kabul etti, çünkü Jason genel olarak çok zekiydi ve onu hep gururlandırdı. Başarıları, kendisinin kişisel akademik yetenekten yoksun olmasını telafi ediyordu ve bu onun için çok önemliydi. Kendisi 17 yaşındayken eğitimini yarım bırakmıştı ve şimdi aynısının Jason'a olacağından korkuyordu. Psikoterapist, kendisini geçmemesi için Nathalie'nin oğlunun sınavlarını geçme olasılığını yok etmeyi isteyebileceğini söyleyerek başlangıçta, Nathalie'nin Jason'un potansiyel başarısını kıskanabileceği noktasım inceledi (s. 138).

    Bir sonraki oturumda ortaya çıkan, Nathalie'nin Jason'm kendi eylemlerinin gerçekliğinden kaçmaya devam etmesine izin verirse sonsuza kadar pasif bir seyirci olarak kalacağmı hissetmesiydi. Diğer bir deyişle oğlu kendisi gibi,dik durmaktan ve dikkate alınmaktan korkan biri olacaktı. Bu gerçek etik bir ikilemdi: dik durmak ve dikkate alınmak için oğluna da aynısını öğretecek kadar güçlü müydü? Bu cevaplaması gereken soruydu. İnsanlann Adam'a gerçekte ne olduğunu bilmelerini sağlamanın önemli olup olmadığı hakkındaki sonu gelmez tartışma geçersiz hâle gelmişti. Zorbalığın Adam'm intiharma önemli bir katkı sağlayan etmen olması gerçeği o zamana değin insanlar tarafından fark edilmişti. Tabii ki gerçeği söylemek hâlâ önemliydi. Adam'm ailesi için gerçeği bilmek önem arz ediyordu ve Jason ve Nathalie için de korkakça ve kendini koruyan duruştan ziyade dürüst bir duruş sergilemek önemliydi. Daha sonra Nathalie bunları oğluna söyleme cesaretini kendinde bulduğunda, Jason'm da aynı şeyi hissettiğini keşfetti. Aslında Jason yaptığını ve diğerlerinin yaptıklarını sahiplenerek kendine saygısını geri kazanmak istiyordu. Sessizliğinin sonuçlarından, konuşmasının sonuçlarından daha fazla korkuyordu. Aynca ölen arkadaşma karşı görevini yerine getirme meselesi de vardı. Hem Jason'm hem de annesinin zaman zaman Jason'm konuşamayacağını, çünkü bunun diğer arkadaşlarını bu işe karıştırmak anlamına geleceği şeklinde davranmaları ilginçti. Şimdi, ölen arkadaş Adam'm herhangi birinden daha fazla korumaya ihtiyacı olduğundan, arkadaşlarım koruma fikrinin iknâ edici bir fikir olmadığını keşfetmişlerdi. Sonunda, Jason'm belirli bir cezaya çarptırılmadan ya da başka birini bu işe karıştırmadan doğruyu itiraf edebileceği anlaşıldı. Aynca böyle bir eylemin etik olarak doğru ve duygusal olarak rahatlatıcı olacağı açık hâle geldi. Jason itiraf ettiğinde ve kınamaları soğuk kanlılıkla kabul ettiğinde, bu özgüvenini arttırdı ve birçok kişiden onay aldı. Onu kovmuş olan eski çeteyle hâlâ ilişki kurmak zorundaydı, fakat bunun çok önemli bir kayıp olmadığını ve muhtemelen bir avantaj olduğunu fark etti. Nathalie onunla gurur duyuyordu ve bir şekilde dürüst olmasmda ona yardım etme durumunun bir kısmım istemeden üstlendi. Hem kendisi hem de oğlunun dürüst olarak öz saygılarını tekrar kazandıklarım hissediyordu. Jason'm sınavlannın beklenenden daha başarılı geçmesi onu son derece memnun etti. Kendi kaderi ile Jason'mki doğal olarak ilişkiliydi. Dürüstlük testini birlikte geçmeleri ilişkilerini güçlendirdi. Şimdi kendilerini ve birbirlerini doğru şeyi yapan insan olarak düşünebilirlerdi. Bu durum, kaygımn çıkmazından kurtulmasına ve yaşamın akışma dönmesine yardım etmek için, Nathalie'nin öz güvenine yeterince katkı sağladı (ss. 139-140).
    Richard S. Sharf
    Mohtesem psixoloji roman cixar bundan..Nece maraqli heyat hekayesidir.
  • Yazar bu kitabında, ülkesindeki savaştan kaçıp karısı ile birlikte İsviçre’ye sığınmış bir ressam olan Ferdinand’ın içerisinde bulunduğu ruh halini betimlemiş.

    “Kaçmak” fiilinin vermiş olduğu o tedirgin ve korku dolu ruh hali ile gergin bir bekleyiş içerisinde olan Ferdinand, gelen postacıyı görünce zamanının dolduğunu anlıyor. Ülkesi onu, askere alınmaya uygun olup olmadığının kontrolü için geri çağırıyor.

    Günümüzde de popülerliğinden hiç bir şey kaybetmemiş bir kelime olan “özgürlük” Ferdinand’ın tek isteği. Ancak savaşları başlatan o uğursuz makinenin özgürlük dağıtmak gibi bir derdi yok. Ferdinand, o dehşet saçan makine için diğer insanlar gibi sadece bir sayıdan ibaret.

    İnsanın çocukluğundan itibaren aklında şekillenen bir ülke figürü vardır ve doğduğu – büyüdüğü yere, her zaman bu ülkeye karşı bir bağlılık, bir sorumluluk hisseder. Hissettiği bu sorumluluk bilinci ile kendisinden istenenleri yerine getirir. Söz konusu bir ülkenin ihtiyaçları ise bu sizin canınız pahasına bir istek bile olabilir, çünkü o güç her zaman bireyin üstünde olmuştur ve bu durum her ülke için böyledir.

    Bir ülke sizi savaşa sokuyorsa sizden sadece canınızı ortaya koymanızı istemiyordur, aynı zamanda başka canları da almanızı istiyordur. İşte bu seçimi yapmak bir insan için hiçbir zaman kolay olmamıştır ve Ferdinand’a bir seçim şansı sunulmadığından bu durum onu büyük bir korku ve umutsuzluğun içine sürüklemiştir.

    Karısının gitmesini şiddetle reddetmesine rağmen Ferdinand, içinde bir şeylerin onu ülkesine çektiğini ve oraya doğru bilinçsizce sürüklendiğini hissetmektedir. Bu çekime karşı direnç gösterememesi, zayıflığı ve dik bir duruş sergileyememesi eşi Paula’yı çileden çıkarır. Ferdinad bu noktadan sonra bir seçim yapmalıdır, ülkesi mi yoksa sevdiği insan mı?

    Stefan Zweig‘in kitaplarında kadın duygularını da başarılı bir şekilde işlemesine zaten aşinayız. Paula’nın ince ruhuna değinmeden geçmeyen yazar, ayrıca kitapta kadınlara has erkeklerin zayıflıklarına karşı tahammülsüzlük ve zayıflıkları hor görme tavrına da kısaca değindiğini görüyoruz. Haklı – haksız, doğru – yanlış olgularından ziyade kitapta yer alan şey, seçim yapmanın zor olduğu durumlarda insanın içinde bulunduğu psikolojinin, ruh halinin tasviridir. Son olarak bu eserin, yazarın diğer kitaplarından farklı olmayan ancak okunabilecek bir eser olduğunu söyleyebilirim.
  • Başka ülkeleri bilmem ama kadın olmak zordur bu ülkede.Bu ülkede kadın olmak hayatınızın her alanında var olabilmek için mücadele etmek zorunda kalmaktır.Her an birileri tarafından tecavüze uğrayabilir biri size iftira atabilir ya da birileri kullanıp bir mendil gibi çöpe atabilir. Ya da farklı bir aileyi aileniz olarak benimserken onların sırf erkek çocuk getirmiyor diye ya da kısır diye üzerinde kuma gelmesini de görebilirsiniz.Kadını anlamak için kadın olmak lazım değildir. Onların hislerinden biraz anlayabilirseniz, empati kurabilirseniz o zaman anlarsınız kadının halini.
    'Kadınlar insan biz insanoğlu! dememiş mi Neşet Ertaş.Evet bence kadına söylenecek en güzel söz.Peki ya hayatta onlara karşı sergilenen acımasız davranışlar...

    Pirayeyi okuyunca bu satırları bugün onlar için yazmak istedim.
    Piraye,Piraye...Son satırda dememiş mi yazar 'Piraye'yi en uzakta aramayın Piraye hep içinizden biri diye.
    Her yerde bir Piraye çıkar karşımıza.
    Bazen bir köy kızıdır,
    Bazen bir şehir kızı,
    Bazen okuma yazması yoktur,
    Bazen dört dörtlük fakülte bitirmiştir.
    Kültürler farklı da olsa çoğu zaman aynıdır durumları.

    Canan Tan'ın kitabında hayatın tüm zorluklarına rağmen ve bilmediği törelere ve geleneklere karşı,güçlü bir duruş sergilemeyi başarabilen genç bir kadın olarak karşımıza çıkıyor Piraye.

    Bazen hatalar yaparsın hayata karşı, bazen hayat sana çok hatalar yapar işte Piraye ne olursa olsun dim dik durmayı başarmış aslında aşkı için farklı kültürler de olsa arada peşinden gitmeyi yeğlemiş bir genç kız.

    Kitabın içeriğine çok dokunmadan yüzeysel olarak tanıtmak istiyorum biraz.
    Dili sade ve anlaşılır. Kahraman bakış açısıyla yazılmasına rağmen Piraye'nin çok önemli seçimlerine basma kalıp ifadelerle değinmiş yazar; bu da Piraye'yi tam anlamıyla tanımaya fırsat vermiyor.Hayatını en etkileyecek evlilik konusunda bu kadar seçenek varken tercihini neden X kişisinden kulandı? Bocalıyorsunuz mesela.

    Onu cezbeden sadece aşk mı? Büyük ihtimalle yazar o şekilde kurgulamış fakat çok eksik kalmış bence. Canan Tan bu kitabı gözlemci bakış açısıyla yazsaydı, insanlar bu denli Piraye'yi doğru tanımlayamayabilirdi ki bu anlatıma rağmen çoğu kişinin Piraye'nin aşkı mı parayı mı tercih ettiğini ya da paranın da cezbettirici etkisinin olup olmadığı konusunda tam anlaşamamaktadır.
    Genel olarak son bölümü bu kadar basit bitmesi beni hayal kırıklığına uğratsa da kitabı çok beğendiğimi söyleyebilirim.
  • Thomas Paine'nin hapisteyken yazdığı bir eseri olan Akıl Çağ'ı, içerisinde dini, radikalliği, ayetleri ki birazdan aşağıda örneklerini okuyacaksınız. Bunların üzerinde durmuş, açıklamaya çalışmış ve ortaya kuramlar atmıştır. Kitabın girişinde, 'Bu kitap Amerikan halkı için yazılmıştır.' sözü size ilginç ve kitap içerisinde nedenini sorgulamanıza yaracaktır. Kitap içerisinde çok iyi tespitleri ve analizleri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Din konusunda bir araştırma, okuma gayreti içerisinde iseniz hemen tedarik etmenizi öneririm. Hatta size şunu açıkça söyleyebilirim, yaşadığı ortam ve koşuldan mı bilinmez ama Hristiyanlığı, Yahudiliği, Ortodoks gibi radikalliğe çok daha ağırlık vermiştir. Müslümanlarla ilgili, sadece ki bu bütün dinleri kapsar; Adem ve Havva'ya değinmiştir. Hz.Muhammed'e değinmiş ama ağır bir eleştri de bulunmamıştır. Oysa bütün peygamberlerin düzenini, oluşum biçimini, üstün özelliklerini gibi birçok konuya da açıklık getirmiştir.

    Felsefe ve Din'in bir arada aktarılması çok daha iyi bir hal almış. Ben daha çok politikacılar ve Müslümandan daha Müslüman kesilen, Hristiyandan daha Hristiyan kesilen, Yahudiden daha Yahudi kesilen ve öyle olduğunu düşünen, olmadığı halde ahkam kesilen aşağlık insanlar üzerine tespitlerini sevdim.

    Farklı bir söz vereyim, Sherlock Holmes filminden:'' Lütfen onu hafife alma, o da en az senin kadar zeki; ama çok daha namussuz.'' Evet, namussuzlar!



    Kitapta bir dikkat çekici konu da, İncil ve Tevrat'tan ayetleri verip birbirini bazen de İncil'i, Tevrat'ı kendi içinde çelişkiye düşürmekti. Mesela iki ayeti karşılaştırınca bunun birer safsata olduğunu söylemekte. Yani çelişkiye düşünce hangisini gerçek ya da güvenilir olduğuna karar veremediği için ki bu son derece doğal. Onun tanımı elde bir kaynağın olmamasından kaynaklı. Kime, hangisine inanacağım? Bu yüzden böylesi bir durumda iki ihtimalin de yanlış ol duğu kanısına varmıştır. Bunu kitabın birçok yerinde görebiliriz, aşırı bir sorgulama ve
    çelişki mevcut. Bu da okuyucuyu hem düşündürmekte hem de yeni fikirler üretmesinde yardımcı olmakta. Bu açıdan
    bakarsak son derece kazanımlı olacağımızı görebiliriz.

    'Matta doğruyu söylüyorsa, Luka
    yalan söylüyordur; Luka doğru söylüyorsa, Matta yalan
    söylüyordur: Birine ya da ötekine inanmak için güvenilir
    bir kaynak olmadığı gibi, ikisine inanmak için de güvenilir
    kaynak yoktur.'
    İsa'nın çarmağa gerilmesi ile ilgili ayetlere gelin bir bakalım.

    Matta:Bu, Yahudilerin kralı İsa'dır.
    Markos:Yahudilerin kralı.
    Luka:BuYahudilerin kralıdır.
    Yuhanna:Nasıralı İsa (Yahudilerin kralı)

    Haksız mı?

    Kitaptan birkaç konu başlığına hitaben, dikkat çekici tespitleri yorum ekleyerek paylaşmak istiyorum.

    Görevler ve Vahiyler

    ''Yahudilerin Musa'sı, Hıristiyanların İsa'sı, havarileri
    ve azizleri, Müslümanların Muhammed'i vardıı; sanki
    Tanrı'ya giden yol öteki insanlara açık değilmiş gibi. ''

    Kitab-ı Mukaddes, Ezra, Yeşeya, Yeremya gibi eski ahitlere ait kitaplardan alıntılara ve hatta birçok sayfada işlemiş ve dillendirmiştir. Bunların yanı sıra, vermiş kitaplardan
    vermiş olduğu ayetleri ki özellikle Kitab-ı Mukaddes'i çok ağır bir şekilde eleştirmiştir.

    Peki nedir bu Kitab-ı Mukaddes? Kısaca bilgi vereyim. Kitabı Mukaddes, İsa’dan önce yaklaşık 15. yüzyıldan başlayarak İsa’dan sonraki yüzyıl sonuna kadar olan bir süre içerisinde yazıya geçirilmiştir. Bu yazılar Tanrı’nın görevlendirdiği insanlar tarafından yine Tanrı’nın kendi Ruhu’yla esinlenerek yazdırılmıştır. Kitabı Mukaddes; tarihsel olaylar, kutsal şiirler, peygamberlik yazıları ve esinlemelerden oluşan kitapçıkların bir araya toplanmasından meydana gelmiştir. Yazılar, dünyanın ve insanın yaratılışından başlayarak, dünyanın son günlerinde
    olacak olaylar ve Tanrı’nın yargısını baştan sona ve belli
    bir düzen içerisinde anlatır. Kitabı Mukaddes, temelde iki
    bölüme ayrılır. İsa Mesih’in doğumundan önce insanlara
    bildirilen Tevrat ve Zebur olarak da bildiğimiz Eski Antlaşma, kitabın birinci bölümünü oluşturur.

    Kitab-ı Mukaddes ile ilgili eleştirisine dair bir örnek vermek gerekirse: ''Tanrı ne kadar yanlış yaparsa
    yapsın bir peygamber hiçbir zaman hatalı olamaz. Bu
    tür saçma bahaneler ve Tanrı'nın bir insan gibi konuşması,
    Kitab-ı Mukaddes'in ahmaklıkla dolu ifadelerinden başka hiçbir şeye yakışmaz.''

    "Birisi sağ yanağınıza bir tokat atarsa, öbür yanağınızı da çevirin. Bu insanın sabır meziyetine düzenlenmiş bir suikasttır ve onu köpek düzeyine indirir. ''

    Dik duruş, umursamama, aşağlama= Korku ve şaşkınlık. Sonuç geri adım.

    Keyifli okumalar.