Kendini Kusursuz Sanmanın Büyük Yanılgısı
Puan vermedi·144 syf.··
2026 38. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 09:38
"İnsan Nasıl Kaybeder?" İnsan gerçekten ne zaman, nasıl kaybetmeye başlar? Çoğumuz kaybetmeyi bir başarısızlık, maddi bir düşüş ya da hayatta yanlış bir adım atmak olarak görürüz. Oysa Mesud Topal, İmam Gazali’nin o derin felsefesinden süzerek bize bambaşka bir gerçeği fısıldıyor. Kitap boyunca anlıyorsunuz ki insanın asıl büyük kaybı, dış dünyada değil, kendi içinde başlıyor. Üstelik insanı yoldan çıkaran şey basitçe hata yapmak da değil; yaptığı doğrudan o kadar emin olmak ki, bir süre sonra kendi kusursuzluk illüzyonuna aşık olmak. Kibrin ve "Emin Olmanın" Gizli Zehri…. İnsan ne zaman ki kendini başkalarından üstün görmeye başlıyor, ne zaman ki o gizli kibir kalbine sızıyor, işte o an fark etmeden kendi insanlığından eksiltmeye başlıyor. Kendi doğrusundan şüphe duymayacak kadar emin olan insan, aslında yanılma payını, yani insan olmanın en yalın gereğini kaybediyor. Kusursuz olduğuna inanan o dik duruş, zamanla etrafındaki insanları tepeden görmeye, onları acımasızca yargılamaya dönüşüyor. Kitap, tam da bu noktada durup kendimize bakmamızı istiyor: Başkalarını yargılarken kalbimizin ne kadar bozulduğunu fark ediyor muyuz? "İnsan Nasıl Kaybeder?", sadece teorik bir Gazali okuması değil, adeta bir içsel ayna. Gazali’nin bilginin ve aklın ötesine koyduğu o "kalp gözü" kavramı, günümüz dünyasının o koşturmacalı, benmerkezci yapısında unuttuğumuz bir şeyi hatırlatıyor: Tevazu ve esneklik. Hata yaptığında mahcup olabilen, "Acaba yanılıyor muyum?" diyebilen bir insan, vicdan kapısını her zaman açık tutar. İşte bu eser, o kapıyı açık tutmanın, her şartta insanlığın ortak paydasında ve o görünmez eşitlik çizgisinde kalabilmenin hayati önemini anlatıyor. Eğer siz de hayatın koşturmacası içinde durup ruhunuza, niyetlerinize ve insanlarla kurduğunuz bağların samimiyetine
İnsan Nasıl Kaybeder?İmam Gazali · Destek Yayınları · 2026217 okunma
Geleneksel Toplumda Dik Bir Duruş: Udi Romanı İncelemesi
Puan vermedi·112 syf.··
2026 3. kitabı
Şam'da seçkin bir aile ortamında büyüyen Bedia, çocukluğunun erken dönemlerinden itibaren müzik eğitimleri almış ve bu konuda olağanüstü yeteneklidir. İlk olarak kanun ve ardından keman çaldıktan sonra asıl tutkusu olan uttta ustalaşır. Genç bir kadın olduğunda büyük bir aşk evliliği yapar ve ilerleyen süreçte ağır imtihanlardan geçer. Dönemin kadınları yalnız ev içi rollerle sınırlayan anlayışa karşı, kadının iffetli bir şekilde sanatı ve eğitimiyle var olabileceğini savunur. Kendi ayakları üzerinde duran kadın ve erken dönem kadın hakları mücadelesine dikkat çeker. Dönemin okurları tarafından büyük ilgi görür. Fatma Aliye, eserini 1899 yılında, Osmanlı Devlet'inde Tanzimat ile başlayıp Meşrutiyet'e uzanan modernleşme ve yenilenme döneminde yazmıştır. İkdam Gazetesi'nde bölüm bölüm yayınlandıktan sonra kitap olarak basılmıştır. Eserin yazıldığı dönemde siyasi açıdan sıkı bir denetim ve sansürlenme olduğundan kaynaklı yazarlar daha çok ailevi konular işlemekteydi. O yıllarda Osmanlı'da geleneksel yaşam ile Batılı tarzda modern yaşamın çatıştığı geçiş dönemiydi. Bunu geçimini iffetiyle bilgisi ve eğitiminden kazanmaya çalışan Bedia ile gayrimüslim bir kadın olarak çalışma hayatındaki rahatlığıyla Naomi ve kızı Helula arasındaki fikir ayrılıklarından net bir şekilde görülmekte. Romanın son bölümünde Fatma Aliye kurguya kendisini de dahil eder. Bedia, İstanbul'da karşılaştığı Fatma Aliye'den kendi hayatını yazmasını ister. Fatma Aliye, eserin gerçek hayat hikayesinden esinlendiğini vurgulayarak inandırıcılığı artırır. Eserde sanatı kadınlar için sadece bir eğlence aracı olmaktan çıkarıp onu bir sığınağa ve mesleğe dönüştürür. Yazar Hakkında; Fatma Aliye Topuz { 22 Ekim 1862 - 13 Temmuz 1936 } Babası hukukçu ve tarihçi Ahmed Cevdet Paşa, annesi Adviye
UdiFatma Aliye Hanım · İş Bankası Kültür Yayınları · 20222,189 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
Uzun zamandır duygusal anlamda beni bu kadar çok etkileyen bir kitap olmamıştı. Kitapta hepimizin çok iyi bildiği ve anladığı bir konu işleniyor: Yalnızlık. Etrafındaki kişi sayısından bağımsız olan bu duygu, en çok da kalabalıklar içinde ‘tek başına’ hissettirdiğinde yıpratır insanı. Ve Şermin Yaşar da bunu çok güzel hissettirmiş, iki kadının hikayesiyle. Kitap, kendini yalnız ve kimsesiz hisseden bir anne ile terk edilmiş bir kadının hikâyesi üzerinden ilerliyor. Her iki kadının hissettikleri, düşündükleri kendi bakış açılarından, kendi ağızlarından verilmiş. Bence bu kitabı güçlendiren bir yazım tarzı olmuş, duyguların daha kolay benimsenmesini sağlamış. İki kadın da kendi açısından dik duruş sergilemeye çalışıyor, böylelikle yaralarını herkesten gizlemeye çalışıyorlar. Hani her şeyi, herkesi sessizce dinleyip kendileri konuşmakta güçlük çeken insanlar vardır ya, bu iki kadın tam da o insanlardan; anlayan ama anlaşılamayan, dinleyen ama konuşamayan… Selime Teyze kendisini yalnız, anlaşılamamış, fazlalıkmış gibi hisseden ve bu nedenle de evini terk eden bir anne. Ama sürekli gidip gelmeleri, kararsızlığı; aslında sadece kırgın olduğunu, “görülmek, duyulmak” istediğini gösteriyor. Hatta bunun için de çabalıyor ama sonunda önemsenmediğini fark ettikçe içine kapanıyor. Yalnızlığını bir tercih olarak görmeye çalışıyor. Onun anlattıklarını okurken öyle çok üzüldüm, öyle çok kırıldım ki… Anne olmanın ağırlığını iliklerime kadar hissettim. Bir annenin çocukları için yaptığı fedakarlıkları ve çocukların anneleri için yaptığı ihmalkarlığı görmek çok ağır geldi. Meltem… Annesini tanımayan, yaşıyor mu ölü mü onu bile bilmeyen, babasının ikinci evliliğinden sonra babaannesiyle yaşayan, “dışlanmış ve terk edilmiş” olmanın ağırlığı altında büyümüş küçük kız… Yaşadıkları ne kadar
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,6bin okunma
Sen yeter ki iste
Puan vermedi·264 syf.··
2026 1. kitabı
Rezonans Kanunu ile hayata bakışımı değiştirip ağzımdan çıkanlara dikkat etmeye başlamıştım ama devam kitabı olan Sen Yeter Ki İste bende aynı etkiyi yaratmadı, açıkçası pek beğenmedim. İlk kitaptaki o güçlü farkındalığın aksine, bu kitap bana biraz fazla "her şey senin elinde, yeter ki iste" kolaycılığına kaçmış gibi geldi. Hayatın gerçeklerini, insanların karşılaştığı somut engelleri ve toplumsal şartları göz ardı eden bu tarz fazla iyimser yaklaşımlar bana hiç gerçekçi gelmiyor. Hayat sadece oturup "istemekten" ibaret değil; gerçek bir çaba ve dik bir duruş gerekiyor. İlk kitabın hatırına okudum ama beklentimi karşılayan bir devam kitabı olamadı maalesef.
Sen Yeter ki İstePierre Franckh · Koridor Yayıncılık · 2025318 okunma
Becka Mack den Benimle Oyna incelemesi
9/10
·560 syf.··
2026 50. kitabı
Yeni bir kitap ile geldim Benimle Oyna Bana Şans Ver kitabının ikinci kitabı oluyor. Serinin ismi =Kazanmak İçin Oyna= Bu da serinin 2. kitabı. 4-5 tane hokey erkeğinin hayatlarını, aşık olacakları kadınları okuyoruz. Önce ki kitap da Carter yani hokey takımının kaptanını ve Olivia'yı okumuştuk. Bu kitap da ise Carter'ın kız kardeşi Jennie ve Carter'ın en yakın hokey arkadaşı Garret'ı okuyoruz. Arka Kapağı: BİR NUMARALI TAKIM KURALI: KAPTANIN KIZ KARDEŞİNİN YANINA YAKLAŞMAYIN. Mükemmel kişiyi bulmuştu ama o birlikte olamayacağı tek kişiydi... Garrett Andersen, profesyonel hokey oynamanın kurallara mutlak bağlılık gerektirdiğini biliyordu. Ancak uymakta zorlandığı tek bir kural vardı: Kaptanının küçük kız kardeşinden uzak durmak. Profesyonel bir dansçı olarak Jennie Beckett, başarılı olmanın ne gerektiğini biliyordu. Kardeşi kadar kendinden emin, cesur ve son derece şımarıktı. Zevklerinin idaresindeki tek kişi olduğu için kendisiyle gurur duyuyordu. Garrett'ın ondan uzak duramamasına şaşırmamalıydı. Her ne kadar o etraftayken cümle kurmayı unutsa bile. Jennie kardeşinin takım arkadaşından uzak durmayı tercih etmişti -özellikle de birkaç utanç verici karşılaşmadan sonra- ama birdenbire kendilerini komşu olarak bulmuşlardı. Aralarındaki bağ güçlendikçe Garrett ve Jennie hiçbir koşula bağlı kalmadan biraz eğlenmeye karar vermişti. Yoğun programları ve erkek kardeşinin onaylamaması arasında işleri rahat ve sade tutmalarının en akıllıca şey olduğunu biliyorlardı. Peki ya duyguları buna engel olursa ne olacaktı? Sonuçta sadece birbirleriyle biraz eğlenmeleri gerekiyordu... İncelemeye gelirsek: !!Spoiler Olabilir!! Ben ilk kitapdan biraz daha çok sevdim bu kitabı. Hatta şöyle söyleyeyim kitabı değil de karakterleri çok sevdim. Kız karakter Jennie çok yaraları olan bir
Benimle OynaBecka Mack · Martı Yayınları · 202615 okunma
Bozkırın asi çocugu
Puan vermedi·421 syf.··
2026 5. kitabı
Nihal Atsız, Türk fikir hayatının en tavizsiz, en ödün vermez ve rüzgara karşı yürüyen karakterlerinden biridir. Bu eser, onun sadece edebi ve fikri yönünü değil, inandığı doğrular uğruna tüm dünyayı karşısına alabilme cüretini ve o çelikten iradesini masaya yatırıyor. Fikirleri tartışılır, eleştirilir; ancak onun şahsiyetindeki o eğilmez, bükülmez dik duruş ve inançlarına olan o katı sadakat, günümüzün o her devrin adamı olan yapmacık karakterlerine çok ağır bir derstir. Bozkırın o asil ve sert ayazını ruhunda taşıyan bir mütefekkirin, yalnız kalmak pahasına çizgisinden bir milim bile sapmamasının felsefi incelemesidir.
Vaktiyle Bir Atsız Varmışİlhan Bahar · Kamer Yayınları · 2015306 okunma