Yaşam düş değildi, olsa olsa hezeyandı, deneyim ve yılların sayısı arttıkça yoğunluğu artan bir hezeyan. O hezeyanın dışına çıkmak yeniden dünyanın ortasına düşmek anlamına geliyordu: ayak diriyor ve uzayıp gidiyordu hezeyan, hep öyle uzayıp gidecekti, yinelemelerin, karanlıkların ve saydamlığın dönme dolabındaki yaratıklarına kaçınılmaz biçimde yabancı.
Zaman kimsenin atının terkisinden alaşağı edemediği bir kör süvariydi. Yolunun üstünde kalıcı gibi gözüken her şeyi ezip geçiyor, doğal manzarayı değiştiriyor, düşleri kül ediyordu.