Herkese selaammm
Bugün sizlere kıymetli bir kalemin, yüreğe dokunan bir eseriyle geldim. Sevgili Sadiye Hanım, kalemiyle okurunun kalbine ince ince işlemeyi çok iyi biliyor. Her satırda hissedilen o zarif anlatım, insanı hem geçmişe hem kendi iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Kitapta üç farklı zaman dilimi iç içe ilerliyor. Geçmiş ile şimdiki zaman arasında kurulan o anlamlı köprüleri okumayı her zaman sevmişimdir.
Bu eserde de Zübeyde Sultan, Cemile Nine ve Dilfeza aracılığıyla zamandan zamana uzanan bir yolculuğa şahit oluyoruz. Her biri kendi imtihanını, kendi hakikat arayışını taşıyor satırlara.
Dilfeza, anne ve babasını kaybettikten sonra Cemile Nine’nin yanında büyüyor. Cemile Nine’nin masalları yalnızca birer hikâye değil; geçmişten bugüne aktarılan bir gönül mirası aslında. Torununun bu masalların yazılması gerektiğini söylemesi ise sözlü geleneğin kalıcı bir iz bırakma çabasına dönüşmesi… Bu detay bile esere ayrı bir anlam katıyor.
Ve Zübeyde Sultan… Halife Harun Reşit’in eşi olarak sarayda bolluk ve ihtişam içinde bir hayat sürerken gördüğü bir rüya ile yönünü maneviyata çeviriyor. İnsan bazen en büyük uyanışı, en konforlu anında yaşıyor. İşte bu rüya, onun kalbinde yeni bir kapı aralıyor. Dünya nimetlerinin geçiciliği ile hakikatin kalıcılığı arasındaki o ince çizgi, çok etkileyici bir şekilde işlenmiş.
Peki bu üç kadının yolları nasıl kesişiyor? Ortak noktaları ne? Hangi hakikat onları aynı çizgide buluşturuyor? Tüm bu soruların cevapları, satırlar arasında sabırla ve derinlikle örülmüş.
Yazarın kalemini zaten severek okuyordum, bu eserini de aynı hayranlıkla bitirdim. İçinde hem tarih var, hem masal, hem de kalbe dokunan bir maneviyat… Özellikle Ramazan ayında okunacaklar listenize mutlaka eklemenizi tavsiye ederim. Ruhunuzu dinlendirecek,