İyi ama, ne pahasına, diye düşünürken, tebessüm kayboldu.
Olay yerinde olmak için evden uzakta geçirdiği bütün geceleri, kaçırdığı akşam yemeklerini, aklının sadece işinde olduğu hafta sonlarını hatırladı. Bir de Mary vardı, sabırla ilgi bekleyen Mary.
Eğer yeniden yaşayacağım bir günüm olsa, her dakikasını seninle geçirirdim. Seni yatakta tutarak. Sıcak çarşafların altında kulağına sırlar fısıldayarak.
Oysa Tanrı insana ikinci bir fırsat vermez
Oysa papatya Mary'nin en sevdiği çiçekti ve Moore için çiçekçinin tezgâhından papatya seçmek de neredeyse bir âdet haline gelmişti. Mary papatyaların neşeli sadeliğini, limonumsu güneşlerini çevreleyen beyaz taçlarını seviyordu. Kokularını öteki çiçeklerinki gibi tatlı ya da iç bayıltıcı değil, keskin seviyordu. Kararlı kokularını. Boş arsalarda ve yol kenarlarında bitmelerinden, gerçek güzelliğin kendiliğinden geldiğini, bastırılamayacağını hatırlatmalarından hoşlanıyordu.
Tıpkı Mary'nin kendisi gibi.
"Hayatında belirli bir düzeni ne kadar korumaya çalışırsan çalış, kendini yanlışlara, kusurlara karşı ne kadar korumak istersen iste, her zaman gözden kaçıracağın bir leke, bir hata olacaktır. Seni hep bir sürpriz bekleyecektir."