Hatice

Reklam
İstanbul'u daha bir tanıdıkça, daha bir sevdikçe hep Yahya Kemal'in benden bir adım önde olduğunu, hep benden ônce o manzaraları temaşa ettiğini biraz da kıskançlıkla fark ettim. O, aziz İstanbul'una her bir tepeden bakmış, Cihangir'den Üsküdar'ı seyre dalmış, gurub vaktinde bir zaman kendini karşısındaki rüyaya bırakmış, İstanbul'un fethini gören "hayal şehir Üsküdar"ı "dost ışıkları"yla defalarca seyretmiş. Sonra içerilere girmiş, Atik Valide'yi birileriyle ziyaret etmiş, orada yine aynı sokakta dolaşmış, dolaşmış.... Benim çok sonraları mehtaba çıktığım Mihrâbât'ta nice şeb, nice mah seyretmiş; Körfez'deki dalgın suya benden önce bakmış; Emirgan'ın Çınaraltı'ndaki kahvesinde bazen suların musikisine, bazen Yesari hatlarının en nefisine benden önce dalmış. Bebek'te akşam vakitleri dolaşmış; Çubuklu'ya gazel söylemiş; İstinye koyunda mehtap uyanmasın diye kürekleri aheste çektirmiş. Büyükada'da Dil Burnu'nda, Viranbağ'da yeni dolaşmaya başladığım günlerde O, çoktan "Adalardan yaza ettik de veda" demiş. Daha önce pek ilgilenmediğini zannettiğim Anadolu yakasında ise Moda'da Mayıs'ı, Erenköyü'nde baharı tıpkı bir Eylül sonunda Kanlıca'nın ihtiyarlarını ve sonbaharını keşfettiği gibi keşfetmiş ve son yıllarda benim sıkça dolaştığım Fenerbahçe'sinde baharı iri bir zümrüt içinde seyretmiş. Hele musikimiz hakkında söylediği: Çok insan anlayamaz eski musikimizden Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden beytinde bizi ne kadar güzel ifade etmiş. Zihnim bu şehirden bu devirden çok uzakta Tanburi Cemil Bey çalıyor eski plakta. derken her gittiği yere bizim öz mûsıkimizi de götürdüğünü ne güzel anlatmış.
Sayfa 151
Zevk-i Tahattur | 5.Bölüm youtube.com/watch?v=5HnGPtI...