Dünya kültür mirasına tarihin en büyük seyyahını armağan etmiş olmamıza rağmen, İslâm dünyası uzunca bir süredir -belki son temsilcisi Evliya Çelebi idi- seyyahlık ve gezi yazıcılığı alanını terk etmiş bulunuyor. Günümüzde Müslümanlar, dünyayı gezerken kayıt tutma ve diğer insanlara kalıcı bir şeyler aktarma kaygısından ziyade, gündelik keyiflerin peşindeler daha çok.
Oysa Müslümanların, "Yeryüzünü gezin dolaşın, sizden öncekilerin akıbeti nasıl olmuş bir bakın" diyen ve iki cümlelik bu direktifin içinde turizm, ulaşım, konaklama, tarih, coğrafya, arkeoloji, antropoloji, sosyoloji gibi birçok alt dalda gelişimi teşvik eden bir Kitab'ın mü'minleri olarak, daha derin bir kavrayışa erişmeleri beklenir.
Dünyayı Müslümanca bir şuurla gezmek, Müslümanca bir bakışla anlamak ve anlatmak da, tıpkı namaz ve diğer emirler gibi ilâhi bir görevdir. Bu noktadan bakarak, birçok şeyi yeniden düşünmek ve kurgulamak durumundayız. Siyasi karmaşalara, acılara ve dramlara takılıp kalarak, "gezmeyi boş ve süfli bir eylem olarak değerlendirmek doğru olmaz. Görevlerimiz çok yönlü ve çok boyutludur. Hem dertlerimize derman olmak için durmaksızın çalışmak, hem de dünyayı tanımak zorundayız. Bunlar, birbirini tamamlayan ve destekleyen vazifelerdir.
Dünyayı gezerken, tıpkı geçmiş büyük seyyahlarımızın yaptığı gibi, gördüklerimizi kayıt altına almak olmazsa olmaz. Günümüzün modern fotoğraf teknolojilerine kanmadan, tüm ayrıntıları satırlara da aktarmak gerekiyor. Sağlam tarih okumaları eşliğinde yapılacak seyahatler, Müslümanca bir ferasetin süzgecinden geçerek yazıya döküldüğünde, İslâmî birikimin en nadide parçalarına dönüşecektir.