Hatice

“Mekke'ye hacca gitmek amacıyla, doğum yerim Tanca'yı 2 Recep 725 [14 Haziran 1325] Perşembe günü terk ettim. Yalnızdım, yanımda herhangi bir yol arkadaşı yoktu. Herhangi bir kervana da dâhil olmamıştım. Hedefime ulaşmak için duyduğum güçlü arzuya odaklanmıştım sadece. Bir kuşun dünyaya geldiği yuvayı terk edişi gibi, ben de arkadaşlarımı ve evimi arkamda bırakmıştım. Annem ve babam sağdı; büyük bir acıyla onlardan ayrıldım. Bu, onlar için olduğu kadar be- nim için de katlanılamaz bir sancı sebebiydi. O zaman, sadece 22 yaşındaydım." Birçok kaynakta "tarih boyunca yaşamış en büyük gezgin" olarak anılan Fas asıllı Ebû Abdullah Muhammed İbn Battûta, yıllarca sürecek seyahatlerine başlayışını böyle anlatıyor. Hac niyetiyle çıktığı yolculuk, onu dünyayı gezmeye teşvik edecek; Çin'e kadar uzanan serüvenleri boyunca yaklaşık 117 bin kilometre yol kat edecektir. İbn Battûta'ya "Müslüman Marco Polo" dense de, onun gezi ve izlenimlerinin birçok yönden daha özgün ve macera dolu olduğu kesindir.
Reklam
Ortadoğu'daki mevcut devletlerin sınırlarını emperyalistlerin çizdiğini her zaman konuşuruz. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasının ardından, eline cetveli alan ajanların, santim santim harita çizdikleri hepimizin malumu. Bugünkü birçok çatışma da zaten, masa başında çizilen sınırların doğurduğu problemlerden kaynaklanıyor. Bütün bunlar doğru. Peki, bırakalım sınırlar çizilirken müdahale edebilmeyi, çizilmiş sınırları biliyor muyuz? Irak'ın haritasını ezbere çizebilir miyiz örneğin? Mısır'ın komşuları kimler? Arap Yarımadası hangi ülkelerden oluşuyor? Umman'ın sağında-solunda ne var? Sorular uzatılabilir. Yenilgilerle ve yanılgılarla dolu bir yüz yılın mirasının üstüne, hâlâ coğrafyamızın haritasından ve fiziksel manzarasından habersizsek, sessizce kenara çeki- lip dersimizi çalışmaya odaklanalım. Bugünkü Irak, Kuveyt ve büyük ölçüde Suudi Arabistan'ın sınırlarını çizen ünlü İngiliz ajan Gertrude Bell (1868-1926), aynı zamanda uzman bir coğrafyacı ve haritacıydı. Türkiye de dâhil olmak üzere, Ortadoğu coğrafyasını adım adım gezmiş, fotoğraflamış, harita ve krokilerini çıkarmıştı. Bölgeyi fiziksel olarak hazmetmenin yanında, insan kaynağını ve demografik dengelerini de kayıt altına almıştı. Irak'taki bütün kabileler, tarihsel öyküleriyle birlikte, Bell'in zihnindeydi. Kabile şeyhleriyle kurduğu kişisel dostluklar, Irak'ın bir devlet olarak ortaya çıkma sürecinde, İngilizlerin elinde bir altın anahtara dönüşmüştü. Haritacılık ve coğrafya alanında Piri Reis gibi bir yıldız ufkumuzda parlarken, şimdi başkalarının çizdiği haritalara mahkûm ve muhtaç olmamız, epey acıklı bir serüven.
Bir bölgeyi, ülkeyi veya şehri tanımak deyince, benim öncelikle gözettiğim iki temel ölçü var: 1) Haritasını ezbere çizebilmek, onu kendi bağlamında coğrafi konumuna oturtmak, 2) Orada bulunan herhangi bir tarihî eserin fotoğrafı dört eşit parçaya bölünüp önümüze konduğunda, onun neresi olduğunu çıkartabilmek. Bu iki noktada eksikler varsa, kendimi orayı "tanıyor" saymıyorum. Konuşanları, yazanları, fikir beyan edenleri izlerken de, bu ölçülere göre ciddiye alıyor veya almıyorum. Ortaya konan yorumlar ve fikirler, sahiplerinin coğrafyaya dair somut bilgi düzeylerini de ortaya seriyor çoğu kez.
Harita bilgisi ve coğrafyayı zihinde fiziken canlandırabilmek, modern çağ insanının hızla kaybettiği bir meziyet. Teknolojinin getirdiği GPS türünden kolaylıklar sayesinde, artık kimse yönünü bulma noktasında kendi yeteneklerini ve beynini kullanmaya zahmet etmiyor. Yan mahalledeki eczanenin yerini internetten bulup, geçtiğimiz yollara hiç bakmadan telefon ekranındaki işaretlere göre ilerliyoruz artık. Telefonumuzdaki uygulamaya bir şey olduğunda ise, çölün ortasında kaybolmuş gibi ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Haritayla ve coğrafyayla irtibat noktasında, eski insanların bizimle kıyaslanamayacak bir yetkinliği vardı. Kuzey, güney, doğu, batı neresi bilirlerdi. Kıbleyi tayin ederken güneşe bir kere göz atmaları yeterdi. Akşam olduğunda, gökyüzündeki yıldızları isimleriyle sayacak durumdaydılar. Modern dönem insanları olarak, bütün bunları hepten kaybettik biz. Coğrafya algımız, artık telefon ekranlarımızdaki "konum"lardan ibaret. Bu kısırlık, söz konusu İslâm coğrafyası olduğunda daha da trajik bir hal alıyor. Zihnen yitiş, fikrî yitişi de beraberinde getiriyor bu defa. Somut olarak yerine oturtulmamış ülkeler hakkında yapılan yorumlar da, haliyle havada kalıyor ve yerli yerine oturmuyor. Ortadoğu veya İslâm dünyası hakkında bilgi sahibi olmanın ve yorum yapabilmenin başlangıç noktası, bölgeyi fiziksel açıdan tanımak. Temel meselelerimizle ilgili yazan, konuşan, fikir beyan eden insanlardan kaçı, iyi bir harita bilgisine sahip? Gazetecilerimiz, akademisyenlerimiz, düşünürlerimiz, hatta siyasetçilerimiz düşünüldüğünde, coğrafyamızla fiziksel irtibatımız ve somut aşinalığımız ne düzeyde?
Harita Çizin
"Oturun, harita çalışın. İslâm dünyasını ve bütün coğrafyamızı, ülke ülke, şehir şehir çalışın. Herhangi bir yerin haritasını ezbere çizebilecek seviyeye gelene kadar, haritayla meşgul olun. Bu iş birkaç ay sürecek bile olsa, tamamen başarmadan diğer şeylere başlamayın." Benden bambaşka şeyler duymayı bekledikleri için, çoğunlukla yüzlerinde anlam veremeyen bir ifade belirir. Ben de şu ilaveyi yaparım o zaman: "Harita bilgisi çok hayati. Üzerinde konuşacağımız ve fikir yürüteceğimiz coğrafyayı fiziken tanımak, yola çıkmanın da ilk adımı.
Reklam