Kastamonu; sadece İbn-i Neccar Camii ile değil, Şeyh Şaban-ı Veli'si, Fevzi Efendi'siyle (R.A.) Kastamonu'dur.
Ankara; Hacı Bayram-ı Veli'si, Taceddin Dergâhı'yla Ankara'dır.
Bursa; hanedanı, Ulu Camii, Emir Sultan'ı, Eşrefoğlu Sefiyüddin Efendi'siyle Bursa'dır.
Kütahya; Mevlevihane'si, neyzen, ressam Ahmet Yakuboğlu ile Kütahya'dır.
Bandırma; Ali Öztaylan Efendi'siyle Bandırma'dır.
Darende; Somuncu Baba Dergâhı'yla Darende'dir.
O zamanlar Anadolu'nun yukarıda saydığımız yerlerinde mimarisi, medresesi, tasavvufu, musikisiyle kısaca ilmi ve irfanıyla bir zenginlik, bir neşe bulurken, şimdi ortada her manada şekilsizlik ve kalitesizlik hâli mevcuttur.
Gerçi birçok merkezde adına üniversite denilen kurumlar bulunmaktadır, ama orada genellikle bilim, üniversite kampüsünün içinde kalmakta, irfan ise hemen hemen hiç bulunmamaktadır.
Gerek millî eğitimde, gerekse devletin kültür politikasında Anadolu'daki bu kıymetli sanat merkezleri ilgi görmemekte, dolayısıyla halkımızda da onları görmeye niyet ve özen bulunmamaktadır. Selçuklu, Osmanlı kültürü yerli ve millî kalırken Greko-Romen kültürü hem evrenselleşip hem de, turistik tarafı bulunduğundan, ön plana çıkmaktadır.
İşin esas rahatsız edici yönü, kendilerini millî ve yerli kültür taraftarı sayanların kültürel kaynaklarının zenginliği hakkında bilgisi ve onlardan faydalanma geleneğinin olmayışıdır.
Birgi'de Aydınoğlu Mehmet Camii'ni görmeyen, Divriği'de Mengücekoğulları'nın eserlerini bilmeyen, Doğu Beyazıt'ta İshak Paşa Sarayı'nı aklından geçirmeyen, hatta İznik'i, Bursa'yı, Konya'yı, Edirne'yi daha da kötüsü İstanbul’da Koca Sinan'ın Rüstem Paşa ve Sokullu camilerini bile duymayan muhafazakârlarımız vardır!
Böyle insanların, devletin Efes'i, Kapadokya'yı, Ani Harabeleri'ni, Akdamar Adası'nı ön plana çıkarmasına itiraz