“Gerden-i billûra ben bir bağ olaydım kâşkî
Simsiyeh yânıp serâser dağ olaydım kâşkî
Hâr-ı cevre sînemi germekten etmezdim hazer
Sen çiçek, ben bir yeşil yaprağ olaydım kâşkî
Gam değildi penbeveş fersûdelensem de bana
Tek leb-i şirînine yaşmağ olaydım kâşkî
Bûsiş-i lâ'linden etmezdim feragat bir nefes
Sû içerken destine bardağ olaydım kâşkî
Hizmet-i ulyâ-yı yâre sarf ederdim ömrümü
Bin sene dünyâda Fennî, sağ olaydım kâşkî..”
Fennî
Artık her derste beni tahtaya kaldırır, Hakanî'den, Enveri'den parçalar yazdırır, okumamı ister, okuduktan sonra mâna verdirirdi. Hiç görmediğim ve ağır manzûmeler olduğu için yer yer müşkilât çekerdim. Bazen ekseri belli etmemek için yakıştırırdım. O zaman "Kuzum, bu mânayı nereden çıkardın? Bu hiç kimsenin aklına gelmez, Allâh aşkına nereden buldun?" diye ısrar eder, bana çok inanıp güvendiği için "yanlış" demezdi.
..
Halbuki Mehmed Akif Bey'e okuduğum zaman, böyle bir yakıştırma yaparsam "Uydurma, uydurma!" derdi.
..
Ferheng-i Ziya sahibi Ziya Şükûn Efendi'nin redaksiyon tashihlerine vekâlet emriyle tâyin edildiğim zaman bazı parçalarda böyle yakıştırmalar yapınca, o çok ciddî ve heybetli adam zevkten katılacak gibi güler, iri gözleri küçülür ve bana: "Çok güzel buldun, bu buluşa bayıldım; fakat nasıl rabdedeceğiz? İş burada" derdi.
Hukuk Fakültesi'nde arkadaşlar Zakkum adında günlük bir gazete çıkarmışlardı. Sıra sıra dolaşıyor herkes bir şey yazıyor, o günün mektep gazetesi oluyordu. Bana da bir başlık yazı verdiler; ben de:
Acıdır gerçi bizim ta'mımız elhâk acıdır
Acıdır çünki hakikat o da Zakkum gibidir.
beytini orada karaladım.
Midhat Cemal Bey tavla oynarken Fuad Şemsi Bey kendisini istihfaf ve istiskal edercesine konuşmaya başladı; Fuad Şemsi Bey,
aradığı hüviyete sahip olmayan kimseleri kırmaktan çekinmezdi.