Bir arabanın duvara toslamasıyla, bilincimizin gerçekle çarpışması arasında düşündüğünden çok daha az fark olabilir.
Arabada kaporta bükülür, insanda ise... umut.
Nörobilim diyor ki: Beynimiz, hayal ve gerçeği ayırt etmekte öyle pek başarılı değil.
Bir şeyi hayal ederken, onun gerçekleştiği andaki gibi nöronlar ateşleniyor.
Kısacası: hayal ettiğin şey olmadığında, beynin bunu "kayıp" olarak kaydediyor.
Ve tıpkı fiziksel çarpışmadaki gibi bir stres tepkisi başlıyor:
Kortizol artıyor.
Uyku bozuluyor.
Bağırsakların seni terk etmeye karar veriyor.
Yani aşk acısı yaşadığında tuvalete daha sık gitmen bilimsel olarak onaylanmış bir dram.
Düşünsene... çocukken itfaiyeci olmayı hayal ettin.
Olmadın.
Peki ne oldu?
O hayal kırıklığı mikro düzeyde bir çarpışma bıraktı zihninde.
Ve yıllar sonra trafikte itfaiye sireni duyunca sinirleniyorsun.
Sebep: Beynin hala o çarpışmanın izini taşıyor.
Tıpkı bir arabaya "şoför hatası" kaydı düşüldüğü gibi, senin de bilincinde "kendi kendini fazla ciddiye alma" kaydı oluşuyor.
Ve zamanla... çarpışmalardan değil, çarpmaktan korkar hale geliyorsun.
Hayal kurmamayı öğreniyorsun. Oysa... bilinç dediğimiz şey zaten sabit hızla ilerleyen, refleksleri zayıf bir araç değil mi?
Kimi zaman rüyaya dalar, kimi zaman hayale.
Bazen de küt diye gerçeklikle burun buruna gelir.