“He is just what a young man ought to be,” said she, “sensible, good humoured, lively; and I never saw such happy manners!—so much ease, with such perfect good breeding!”
Bazı yazarlar güzel hikâye anlatır. Bazıları ise hayatı yeniden düşündürür. Bence Matt Haig ikinci grupta.
İmkansız Hayat yine inanılmaz akıcı ve müthiş bir hayal gücüyle yazılmış, okumaya ara versen de düşünmeden duramadığın sürekli aklında yer edinen bir kitap. Okurken insan ister istemez kendi hayatına dönüp bakıyor.
Bir kaç hafta önce Matt Haig’le tesadüfen yolda karşılaştığımda kısacık sohbet etmiştik. Geceyarısı Kütüphanesi’nin hayatımı değiştiren kitaplardan biri olduğunu söylemiştim. Bana bu kitabı okuyup okumadığımı sormuştu. O yüzden hemen alıp okudum. Ve neden bunu önerdiğini şimdi anlıyorum. Matt Haig gerçekten insanın içine dokunan bir yazar. Kitaptaki karakterlerle kendini özdeşleştirmek o kadar kolay oluyor ki hiç farkında olmadan kitabın içine girmiş buluyorsun kendini.
Aslında imkansız diye bir şey yok. “İmkansız” dediğimiz şeyler kendi kendimize koyduğumuz sınırlar. O sınırları aştığımızda neler yapabileceğimizi görmeyi hepimiz hak ediyoruz…
“İmkânsız sandığımız hayatlar, bazen yaşamaya en çok ihtiyaç duyduklarımızdır.”