Bazı şeyler gerçek önemini yitirdiğinde birden önemli hale
geliverir bizim için. Onlara anlamlar biçmeye çalışırken buluveririz kendimizi. Öyle olması icap ettiğine inandığımızdan olsa gerek, birdenbire kayıpların boşluğunu hissetme sevdasına kapılırız.
İki insan birbirine yaklaşmaya başladığı
andan itibaren kaçınılmaz olarak aralarındaki şeyi tarif
etmeye çalışıyor. Kelimelerle hat belirliyor sürekli, sınır
çiziyor. Bir taşkınlık olmasın, her şey kontrol altında
kalsın diye büyük ihtimalle. Ama bunu yapmaya
başladığı andan itibaren de aslında göz göre göre işin
tadını tuzunu kaçırıyor. Yaşanacak birkaç lokma güzel
şey de böylece heba oluyor hızla. Taşkınlık
yaratmayacaksa çarpışmaların ne anlamı var ki?