"Ev dediğin nedir ki? Onca eşya! Bunların hepsi bizi korumak için değil, alışkanlıklarımızı sürdürmemiz için," derdi. Ona hak versem de insanın bir sığınağı olsun isterdim, hem anıları diri tutan üç beş parça eşyadan ne zarar gelirdi ki?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kısa bir öykü kitabı. Yazarın ilk kitabı. İlk öykü kitaplarının yazarla, onun yaşamıyla, okuduğu, yaptığı, ettiğiyle güçlü bir bağı olduğunu düşünmüşümdür hep. Bundan mıdır bilmem hep daha samimi gelirler bana. Bu öykü kitabı da pek samimi ve sıcak. Öykülerin çoğunda yaratılan atmosfere dahil oluyorsunuz. O nedenle duvarlara kaplumbağalar ölmesin yazıldığını bir an için görüyorsunuz ya da daha ilk öyküde "hepsi bizim çocuğumuz" diyen ananın kederi yanı başınıza geliyor ve kitaba bir ara vereyim diyorsunuz.
Kitap akıp gidiyor. Bir kısmını daha önce de dergilerden ve internetten okuduğum öykülerin kurguları ve yazarın dili güzel , ince bir mizah var ancak ilk öyküyü (Görülmüştür) ben de ilk defa kitapta okudum. Kitapta okuyacağınız en güzel öykülerden biridir. Zarif bir dille pek dokunaklı bir hikaye dramatize edilmeden anlatılmış. Oldukça zor bir iş başarmış yazar.
Görülmüştür, kaplumbağa çobanı, bitmeyen yaz, bitise az kala ve dağ başı suskunluğu benim daha çok sevdiğim öyküler oldular.
Bitise az kala öyküsününde yer alan ve kitabın arka kapak yazısıyla bitiriyorum: "yeterince yaşadım sayılır, anladığım kadarıyla yaşam dediğinin bir sırrı yok. Hem zaten ne yaparsak yapalım bu dünyaya yeterince yaklaşamayız "
Yukarıdaki alıntıyla yazar, "hayatın anlamı" etrafında geçmişten bugüne dönen tartışmalara da bir selam vermiştir.
Okuyalım, okutalım...
***Görülmüştür öyküsüne bir parantez açmak isterim. (Bu parantezi kitaptan tamamen bağımsız düşünmek gerekir. )19 Aralık'taki hapishane baskınında asla kullanılmaması gereken bombaların çıkardığı yangında iki devrimci kadının bedeni tamamen yanar, cenazelerini teslim almaya gelen anneler " hepsi bizim çocuğumuz" diyerek kömür görünümündeki yanmış bedenleri alıp giderler. Hangi mezarda gerçekte kimin bedeni olduğu