Lalita kendini ezdirmemişti. "Hayır!" demişti. Bunu düşününce Smita kızıyla gurur duydu. Altı yaşındaki bu çocuk, parmak kadar boyuyla Brahmanın gözünün içine baka baka, "Hayır!" diyebilmişti. Brahman sınıfın ortasında, herkesin gözü önünde kamış sopasıyla döverken Lalita ağlamamış, bağırmamış, ufacık da olsa bir ses çıkarmamıştı. Yemek saati geldiğinde Brahman, Smita'nın kızı için hazırladığı teneke kutuyu elinden alıp onu bütün çocukların önünde yemeğinden mahrum bırakmıştı. Kızcağızın oturmasına dahi izin vermemişti. Lalita yemek boyunca ayakta durup afiyetle yemeklerini yiyen diğer çocuklara bakmak zorunda kalmıştı. Brahmana yalvarmamış, yiyecek dilenmemişti. Sessizce bir köşede ayakta durmuş, onurunu çiğnetmemişti. Smita kızıyla gurur duyuyordu. Evet, kızı fare yiyor olabilirdi; ancak bütün o Brahmanların, bütün o Jatilerin hepsinden çok daha güçlüydü çünkü kendisini yenmelerine ve ezmelerine izin vermemişti! Her ne kadar dövmüş ve sırtını sıyrıklar içinde bırakmış olsalar da Lalita'ya aslında dokunamamışlardı, kızının yüreği hâlâ sapasağlamdı.
Bu ülkede kadına saygı duyulmuyordu, hele ki o kadın bir Dokunulmaz ise... Dokunmanın, hatta bakmanın bile yasak olduğu bu insanlara hiç utanmadan tecavüz etmek serbestti. Bu topraklarda borcu olan adamı cezalandırmak için karı-sına tecavüz ediliyordu. Evli bir kadınla ilişkiye giren ada-mı cezalandırmak için kız kardeşlerine... Tecavüz çok güçlü bir silahtı. Tecavüz en büyük kitle imha silahıydı. Bunun bir salgın olduğunu söyleyenler dahi vardı.