Bir derdini paylaşan birine ne demelisiniz, ne dememelisiniz?
İnsanlar zaman zaman sorunlar yaşar. Bazıları büyük, bazıları küçük, bazıları ise zamanla çözülen sorunlardır. Bu sorunları paylaşmak, açığa çıkarmak ve belki de anlaşılmayı umarak duyulduğunu hissetmek için birine anlatma ihtiyacı doğabilir. Ancak bu paylaşım, bazen rahatlatmak yerine yalnızca hayal kırıklığı yaratır. Bu hayal kırıklığının nedeni genellikle karşıdaki kişinin hızla tavsiye vermesi, benzer bir durumda ne yaptığına dair bir hikâye anlatması, teselli etmeye çalışması ya da yaşanan sorunu önemsiz olarak etiketlemesidir. Bunların ardında, derdini anlatan kişinin üzüntüsünü azaltma ve yardım etme niyeti bulunsa da çoğu durumda bu yaklaşımlar fayda sağlamaz. Çünkü bu tür bir paylaşımda, dinleyen kişiden çoğunlukla sorunu çözmesi beklenmez. Sebep ne olursa olsun, yalnızca birine açılmak bile daha az çaresiz hissettirebilir. Paylaşma ihtiyacı, dinleyen, anlayan ve yaşananları anlayışla karşılayabilecek birine sahip olma arzusundan doğar. İnsanlar, özellikle onları üzen bir sorun yaşadıklarında, yalnız olmadıklarını bilmek ister. Ne kadar incinildiğinin kabul edilmesini, daha iyi hissetme beklentisi olmadan, olduğu hâliyle var olabilmeyi ister. Bu nedenle böyle bir durumla karşılaşıldığında, ilk aşamada karşıdaki kişiye doğru ve şefkatli bir şekilde yanıt vermek, sorunu çözmekten daha önemlidir. Bu süreci kolaylaştıran ve zorlaştıran yaklaşımları yakından incelemek gerekir. Derdini paylaşan birine “Sadece dinlenmek mi istiyorsun, yoksa sorunu çözmek için destek mi arıyorsun?” sorusu yöneltilebilir. Bu soru, karşıdaki kişinin nasıl bir desteğe ihtiyaç duyduğunu anlamayı sağlar. Bazen sorun çözme desteğine, bazen de yalnızca dinlenilmeye ihtiyaç duyulur. Dinlemek, insanlar arasındaki en değerli paylaşım biçimlerinden biridir. Bu paylaşımı sağlıklı şekilde
Makale|Yazı
Durmadan kaydırırken ertelediklerimiz
Akşam oluyor. Milyonlarca insan neredeyse aynı hareketi yapıyor. Telefon açılıyor. Bir haber, ardından başka bir haber. Bir video, sonra bir tane daha. Başlangıçta yalnızca birkaç dakikalık görünen şey bazen fark edilmeden saatleri, hatta bütün bir akşamı yutuyor. Bu manzara üzerine çok şey yazıldı. Dikkat ekonomisinden, algoritmalardan ve bağımlılıktan söz edildi. Bunların hepsinde doğruluk payı var. Yalnız bazen en görünür açıklamalar asıl meseleye yaklaşmamızı zorlaştırabiliyor. Çünkü insanın dikkatini dağıtma arzusu yeni değil. Geçmişte de herkes boş zamanlarını Tolstoy okuyarak geçirmiyordu. Uzayan sohbetler, iskambil oyunları, dedikodular, magazin dergileri ve televizyon karşısında geçirilen saatler vardı. İnsan zihni kendisini oyalamanın yollarını her zaman buldu. Bu nedenle sorun insanların eskiden düşünüp şimdi düşünmemesi değil. Yine de bir fark var. Bir zamanlar dikkat dağıtan şeylerin de bir sonu vardı. Gazete biterdi. Televizyon yayını sona ererdi. Yolculuk tamamlanırdı. Misafirler dağılırdı. İnsan eninde sonunda kendi zihniyle yeniden karşılaşırdı. Bugün ise akışın sonu yok. Bir görüntünün ardından diğeri geliyor. Bir haber başka bir haberi çağırıyor. Bir hayat başka hayatlara açılıyor. İnsan artık dikkatini dağıtacak şey aramıyor; dikkatini dağıtacak şeyler onu buluyor. Belki de bugünü farklı kılan şey, dikkat dağıtıcıların niteliğinden çok sürekliliğidir. İnsanlık tarihinde ilk kez hayatın neredeyse bütün boşluklarını doldurabilecek araçlara sahibiz. Oysa bazı boşlukların bir işlevi vardı. Beklemek yalnızca beklemek değildi. Can sıkıntısı da yalnızca can sıkıntısı değildi. İnsan çoğu zaman neyi özlediğini, neden huzursuz olduğunu ya da hangi hayatın içinde kaybolduğunu o görünüşte önemsiz anlarda fark ederdi. Dinlenmek mi, oyalanmak mı? Yine
Makale|Yazı
Reklam
Sustu içimde kopan fırtınalar... Artık konuşmak anlamsız. Bir kenara koydum her şeyi; oturdum taburemin üstüne ve bütün savrulanları izledim. Saatlerce izledim... İçimden kopup gidenler neydi? İçimdeki her şey nereye gitmişti? Sorup durdum... Cevap alamadım. Yüreğim, bana küsmüş bir çocuk gibiydi. Benimle konuşmayı da düşünmeyi de reddediyordu. Acıtmıştı... Benimle konuşan, benimle düşünen tek şeyin beni terk etmesi. Öylece oturdum. Rüzgârın savurduğu yapraklar gibi dağılan düşüncelerimi, bir daha geri dönmeyecekmiş gibi uzaklaşan hislerimi izledim. İçimden kopup gidenlerin ardından sadece bakakaldım. Belki de bazı gidişlerin peşinden gidilmezdi. Belki de insan, en çok kendi içinde kaybolurdu. Ve o gün anladım ki; bazen yorulan beden değil, ruhtu. Bazen susan dil değil, kalpti. Ben ise uzun zamandır içimde sessizce ağlayan o kalbin sesini duymamıştım. Şimdi ilk kez hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadan, hiçbir şeyi tutup geri getirmeden, yalnızca dinlenmek istiyorum.
​"Karanlıkta Savaşanlar, Işıkta Asla Mağlup Olmazlar!"
Herkes uyurken sen çalışıyorsan, herkes hayal kurarken sen yaşıyorsan, aradaki fark yetenek değil, ödenen bedeldir. ​Günde 12 saat çalışmak acıtır, yorar, tüketir. Ama o "bırakmak istediğin" an, sıradan insanların elendiği andır. ​Alarm çaldığında sorgulama, sadece yap. Zihnine kimin patron olduğunu göster. Dinlenmek mi istiyorsun? Bittiğinde dinlenirsin.🧊🌌☘️
uyumak...
İnsan bazen dinlenmek için değil, düşüncelerden kaçmak ve unutmak için de uyur...
1000Kitap
Kendini tüketerek hiçbir şeyi kazanamazsın. Dinlenmek de hayatın bir parçasıdır.
Reklam
Reklam