Burcun içinde oturdu,biraz dinlenmek istiyordu. Onu burada kimse görmezdi nasıl olsa, kimse rahatsız etmezdi. Sevgili anıları üzerinde düşünebilir, belki o anılar için anlayabilirdi de, tabi gözlerinden yaş akarsa...
"Tipi yatıştı, yol aydınlandı.
Gece binlerce donuk gözle bakıyor..."
Ansızın ihtiras dolu bir sesin
Çıngırağa uyarak konuştuğunu duyar gibiyim
Göğsüme yaslanıp dinlenmek için
Sevgilim ne zaman, ne zaman gelecek!
Tatlı hayat bu! Sabahın ilk güneşi
Penceremin buzlu camında titreşirken
Meşeden masada semaverim kaynıyor,
Sobam çıtırdayarak, köşede renkli perdenin ardındaki
Yatağımı aydınlatıyor."
"Birdenbire aynı sesin
Çıngırağa uyarak hazin mırıltısını duyarım:
'Eski dostum nerede?' Korkarım,
Geri dönüp de bana sökülüp sarılmasın!
Bu hayat da ne ki!.. Dar, karanlık odam
Sıkıntı dolu; pencereden rüzgâr giriyor...
Dışarıdaki tek vişne ağacı bile
Donmuş camdan görünmez oldu.
Belki çoktan ölmüştür.
Hayat mı bu! Perde soluklaştı;
Odamda hasta dolaşıyor, aileme gidemiyorum.
Ne azarlayanım, ne sevgilim var...
Yalnız kocakarının dırdırı..."
Ona bakıyorum ve bize nasıl yaşlanacağımızı öğreten kimse olmadı diye düşünüyorum. İnsan hayatının sonunda neler yapar? Nasıl yavaşlanır, artık tek işinin dinlenmek olduğuna nasıl alışırsın (dinlenmek iş midir)?
Uyanık olduğumuz vakitlerde aktif olacağız. Miskinlik müminle bağdaşan bir sıfat değildir. Kitap okuyup yemek yapacağız. O bitecek ders dinleyip çamaşır asacağız. O bitecek,çocuğumuzla oynayıp,namaz kılacağız. Aksiyon hayatımızda hep var olacak.
Dinlenmek için öncelikle yorulmuş olmanın hakkını vermemiz gerekir.