Lale Devri de lüksün, sanatın ve eğlencenin zirve yaptığı ama toplumsal dip dalgaların, ekonomik sıkıntıların görmezden gelindiği bir dönemdi. Sonu malum... ​ Bugün de ne zaman toplumsal, ekonomik ya da kültüvel anlamda "herkes çok keyifli, her şey harika görünüyor" algısı yaratılsa, insan ister istemez arkasından gelecek sonuçları düşünüyor. Çünkü sürdürülebilir olmayan her yapay refah veya sahte neşe, sonunda kendi krizini doğurur. Halkın sadece "izliyor" olması da aslında o derin sessizliğin ve biriken enerjinin en net göstergesi.
Alıntı
Güneşin battığına üzülüp ertesi gün doğacağını bilmek kadar alışılmış benliğim, gerinme artık. Yer kalmadı, çok kişiyiz. Pata küte insafsızca savurgan saldırgan delilik, eskimedikçe paslan artık. Neden hep aynı sataşmaya çıkıyor bu tüm ağırlık, bir yere basıyor. Çok dalıyormuşum. Düşündüklerim görmeme engel oluyor. Evet ağaç vardı orada, dabulü kişisi sesini -ki sesi reflüydü- çıkarınca tanıdım. Gözü balığa benzetir insanlık. Balinalar nasıl hoyrat ah bir bilseniz, anlayabilseniz, anlatabilsem... Uyurken sırtım açıkta kalıyor hep ondan. Mavilere çorap satan yer var mı? Neden bu soruyu sordum ki şimdi? Sahi ne diyordum lan ben. Bir dakika... Gecenin bittiğine kaşını büzer mi bir insan? "Kaş değildir o şaşkın." Biliyor musun, her Kasım'da kaşım kaşınır, kaşıdıkça yıpranır, ak düşer. "Seni iyi görmedim bu gece." Diyen görünmüyor ki bize. Nereden geliyor bu cümleler? "Böyle gitmez biliyorsun değil mi?" Çok soru soruyorsun telmihli telmihli. Yer miyim hiç? Ki sana n'oluyor, hadsizleşmeyelim istersen. "Sen var oldukça varım ben, bunu bildiğinden emin olmalısın." İçim çok kalabalık, arkaya doğru ilerleyelim lütfen. Kafam almıyor. Direksiyondaki ben miyim onu da bilmiyorum ya. Nereye gidiyoruz lan biz? bakıyor gözlerim. Yol çok katarakt. Kim bindirdi zürafayı en arkaya? "Öne gelin öne ağırlık verelim! Haşmetlünün kalkacağı yok." Gelin hepiniz gelin! Ulan gidişat karaborsaya giriyor. İnin yetti artık. Tamam şimdi binin, ölümüme kadar dip dibe gireceğiz hiçliğe. Hava yastığı çalışıyor muydu? "Denemek lazım." Atın şunu dışarı, hanginizin eseri bu, dikkatimi bozuyor. Adınızı sanınızı bilmediğim yolcular! Varsa eğer Tanrı hepinizin bavulunu kaldırsın! "İnanır mısın hiç kalmamış." Aaaaaaaaa! Gittiğimiz yol yol değil. Direksiyonu zamana verin. O daima uyanık. En azından salak
Reklam
Gökte yıldızlar varmış. Yalnızlar apartmanı yıldızları olsa gerek. Kimisinin kuyruğu, kimisinin takım olduğu yalnızlıklar, öyle mi!? Hayır, bu kadar ışık fazla olsa gerek. Önce gözlere ayrılık sonra da kapanmak gerek. Birine, yalnız kalmış birine verecek ayrı, ötekine verecek ayrı bir karanlığın var mıdır? Peki, bu kadar sessizlik yeter. Madem gözlerin dünyası, buyursunlar bakalım..! Bir perde ama kırıştırılmış peçetelerden, hani üzerine istekler yazılıp çocukluğa karalananlardan. Neresinden tutabileceğin belli değil, kaybolursun. Kaybolmazsan kırışıklar kırışıkları buruştururlar seni. Hani şu yalnızlar sokağının lambaları küsmüş ya apartmanın yıldızlarından, ondandır karanlıklara inmez olmuş perdeliler. Karanlıktır ya, ondandır işte. Dipsiz kuyu sokaklar — suyuna varamaz perdeliler; şu tek lokmalık lokumlar hayata dökülmesin diye sarınan peçeteye. Tadımız kaçmasın diye tuzu-muza el ederler ki elden ele tuzlar. Bir kan rengi çayda. Ah zaman sevgilim. Yansıman /nerede/ kaldı gözlerimde. Senin için bir kafes, içinde kumlar, üfleyip yukardan bakmak için. HaH! Sen sevgili! çay bardağının ince belinde başımı döndürüyorsun! Dipte kalmış o bir yudum, çekilmiş kan. Ne dokunabiliyorsun, ne sıcaklığı kalmış, ne aklına geliyor, ne ne ara gitti bilmeyeceksin. Dökülüverecek işte öyle. Kimin içi yanar? Belki bakarsın öncesinde gözler akıverir içerisine. Aynalar iki yüzlü, altılı atlı karıncada tepetaklak dönüyorlar. Bir varmış bir yokmuş mürekkep. Benimki de eller. Bulaştı bir kez de, hangi yüzde şimdi aramalı? Aradığın yerde mi? Işıkları mı kapatmalı? Ya o zaman gözükmezse karanlık? Sokağın gemileri mi gelmiş, ne bu, kapılar mı açılmış, ne o rüzgâr mı yoksa? Getirecek kokuları. Korkanları kaçırmayın. Ve zaman, ayrılıyor kanlı bir kelebek bardaktan. Aynaya bakamaz ayna
Arkadaşlar, geçmişten Kleopatra’yı getirdim. Kadını bir sarmışlar, bir sarmışlar...Lahana gibi Tam 5 saat bezlerini çözmekle uğraştım! Neyse, saçları hâlâ yerinde duruyor. Şimdi önümde tek bir görev kaldı: Saçlarını boyamak. Sizce hangi renk kodunu kullanalım? Bir de kaç volume oksidan gider buna? Sonuçta 2000 yıllık dip boya var! ;)))🤣
“Dibe vurduğunu sanıp; bir dip daha olduğunu keşfedebiliyordu insan..." — Charles Bukowski
" Charles Bukowski Dibe vurduğunu sanıp, bir dip daha olduğunu keşfedebiliyordu insan..."
Reklam
Reklam