Herkesin dürüst olduğu bir mahallede dürüstlük bir meziyet olmaktan çıkar. Hakkı ve hakikati söyleme sorumluluğu farz-ı kifâye değildir; TV ekranlarının karşısında pinekleyerek, sevmediklerimize küfredip sevdiklerimize alkış tutarak sorumluluğumuzu yerine getirmiş olmayız.
Sen bir kalbin olduğunu görür ve gösterirsen, kimse sana bir nesneymişsin gibi davranmayacak. Sohbetin o tatlı mırıltısı televizyonun homurtusunu bastırdığında, herkes birbirini daha iyi anlayacak.
Ölümle halleşmek bizi kendi gerçeğimize yaklaştırır: Üstümüze başımıza iliştirdiğimiz kudret nişaneleri, sahip olmakla övündüğümüz bütün maddi imkânlar ölümle geçersizlenir. Bütün bunlara sonsuza dek sahip olacağımız vehmi ölüm karşısında tuzla buz olur. Dünyayı kalıcı bir yurt olarak görememek eşyayı silikleştirir.