bal bocegi

Senin için bir beden olmak istiyorum. Peşinden koşmak, seni bulmak istiyorum; elimden kaçırmak, alay edilmek, derinden sevilmek istiyorum; yenilgi ve zafer istiyorum... Beni incitmeni, keskinleştirmeni istiyorum. On ya da bin yıl içinde yanında çay içmek istiyorum. Çok uzakta, Kephalos diye adlandırılacak bir gezegende birtakım çiçekler yetişiyor ve bu çiçekler yüzyılda bir kere, yaşayan yıldızla kara delik eşlikçisi arasında kavuşum gerçekleşince açıyor. Onlarla sana sekiz yüz bin yıl içerisinde toplanmış bir buket yapmak istiyorum, böylece tüm birlikteliğimizi, beraber şekillendirdiğimiz tüm çağları tek bir nefeste içine çekebilirsin
Reklam
Iltifatın canımı yakıyor çünkü bazı şeylerden büyük kolaylıkla konuşabilsem de, sana mayınlı gibi görünen bir zeminde koşturabilsem de benim için bu zemin basit- çe topraktan ibaret. Ama son mektubun... Bir şeyleri kaçırmakta çok iyiyimdir. Kendimi görmekten alıkoymakta. Uçurumun kenarındayım ve karşımda... cehennem. Seni seviyorum, Mavi.
Bazı mektuplarında, söylememek için kendimi tuttuğum şeyleri söylüyorsun. Sana içesin diye çay yapmak istiyorum, demek istedim ama demedim; sense bana bunu yapmaktan bahsettin; mektubun sözün mümkün olan en gerçek anlamıyla içimde yaşıyor, demek istedim ama demedim; sense bana yapılardan ve olaylardan bahsettin. Sözcükler acıtıyor ama metaforlar arayı buluyor, tıpkı köprüler gibi; ve sözcükler köprü yapmak için kullanılan, topraktan ıstırapla yontulan yeni bir şey, ortak bir şey, tek bir Vardiyadan fazlasını yaratan taşlar gibi, demek istedim. Ama demedim, sense yaralardan bahsettin. Şimdi, sen benden erken davranmadan, şunu söylemek istiyorum ki... Kırmızı, ağzındaki bu tohumu düşündüğümde, parmaklarım dudaklarında, onu oraya kendim yerleştirdiğimi hayal ediyorum
Beni bir taş gibi biledin. Savaşlarımızın ardından, neredeyse yenilmez hissediyorum: Adımları hızlı, eli hassas bir çeşit Akhilleus gibi. Sadece, mektuplarımızın ördüğü bu var olmayan mekânda zayıf hissediyorum. Burada zırhım olmamasını nasıl da seviyorum
Reklam