Masamda yaktığım mumu söndürdüğümde bir anlığına gözlerimi kapattırıp oraya götürdü beni: Eski evimize, banyomuza, elektrikler gittiğinde açtığımız o aynalı banyo dolabına ve içindeki o muma. Çay tabağına koymuşuz onu, alt tarafı kahverengi, üstü turuncuya benzer süt reçeli gibiydi, kalın bir silindir şeklindeydi. Elektrikler yokken, televizyondan ses gelmiyorken ve mumun bütün salona yaydığı o turuncu ışığın altındayken dikkatle izlerdim onu; üzerinde ufak, belli belirsiz simler vardı sanki, sürekli yakılıp söndürülmekten dışına akan sıvılar donmuştu. Onun ışığı altında duvarda babamın bize elleriyle hayvanlı gölge oyunu yaptığını hatırlıyorum. Ama o kadar eskidendi ki sadece duvardaki kurbağa gölgesini ve babamın elini hatırlıyorum. O günden sonra bir daha hiç yapmadı. O günden sonra elektrikler gittiğinde hep kendi ellerimle hayvan şekilleri yapıp duvara yansıtmaya çalıştığımı hatırlıyorum. O şekilleri yapmayı bıraktığımda elektrikler bir daha gitmedi, o mum bir daha yanmadı; eğer elektrikler gittiyse kesin telefonumun ışığını açıp elektriğin gelmesini beklemişimdir. En sonunda biz o evden taşındık ben de bir daha hayvanlı gölge oyunu yapmadım, kimse de bana yapmadı.