Peki ya zihnindeki o yara? O yarayı kapatmanın tek yolu, kendine verdiğin sözü tutmak ve olmak istediğin o "güçlü" insana doğru her gün bir adım atmaktır.
"Veda; telaffuzu saniyeler süren ama yankısı bir ömre yayılan o kısa, keskin ve amansız eşik. İnsan, yolun başına geçtiğinde sadece valizini değil, aslında ruhunun o güne kadar biriktirdiği tüm tortuları da sırtlandığını fark ediyor. Giderken hafiflediğimizi sanıyoruz, oysa geride bıraktığımız her bir anı, her bir yüz ve her bir hayal kırıklığı, biz uzaklaştıkça daha da ağırlaşan birer kurşun kütlesine dönüşüyor.
Oysa bu yolun başında devasa bir umut vardı; göğüs kafesimizi genişleten, dünyayı avucumuza sığdıracakmışız gibi hissettiren o parlak ışık... Şimdi ise o ışığın yerini, gırtlağımıza düğümlenen bu hazin terk edişin soğukluğu aldı. İnsan yürüdükçe yolları değil, aslında kendi içindeki uçurumları ölçüyormuş.
Gidiyorum; ama bu bir gidiş değil, kendi ağırlığımın altında ezilerek yaptığım bir içe göç. Veda bu kadar kısa bir kelimeyken, nasıl olur da bütün bir hayatı böylesine hükümsüz kılabiliyor