Dildar

Dildar
Puan vermedi·290 syf.··
2025 27. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 16 Eylül 2025 16:12
Heidegger insanın düşünmesini bir maceraya benzetiyor. İnsan, tanımı tam yapılmamış, ucu açık bir şeyin içine doğru dolaşıyor, sapıyor, gidiyor. yani düşünmek, bilinmeyenin içine doğru açılan bir yolculuk gibi. ama bu yolculukta asıl önemli olan şey, yolda kalmak. bunun için de sürekli yola dikkat etmek gerekiyor. çünkü düşünmek, sadece varılan bir nokta değil, her defasında yeniden bir adım atmaktır. önemli olan, ardışık adımların önce o adımın kendisini fark etmek. yolun inşa edilmesi garip bir şekilde gerçekleşiyor. Çünkü geride kalan şey, geride bırakılmıyor ve geçmişte kalmıyor. daima sonraki adımın içinde ve önünde inşa ediliyor. yani biz yürüdükçe yol açılıyor; düşünme, geleceğe doğru adım adım kurulan bir süreç oluyor. “Bulunanı, sadece onun üzerinden ve etrafından geçmek yerine onu hakikatlice kaybetmeye asgari derecede bile hazırlıklı olmayışımız en düşündürücü olandır. Sanki en ücra köşesine kadar yorum olmak zorunda olmayan bir tanıtım varmış gibi. Sanki, tavır alma olmaktan hatta daha yaklaşımında bile söylenmemiş bir ret ve çürütme olmaktan kaçınılabir bir yorum varmış gibi.” biz çoğu zaman bulduğumuz şeyi, yani bir hakikati ya da bir anlamı, yalnızca üzerinden geçerek veya etrafında dolanarak tüketiyoruz. fakat onu hakikaten kaybetmeye, yani onu elden kaçırmayı bile göze almaya hazırlıklı değiliz. buradaki “kaybetmeye hazırlıklı olmama” ifadesi bana, hakikatle gerçek bir yüzleşmeye dair eksikliğimizi düşündürüyor. çünkü bir şeyi kaybetme ihtimalini dahi göze almadan, onunla derin bir bağ kurmamız mümkün değil.
Düşünmek Ne DemektirMartin Heidegger · Dergah Yayınları · 2019332 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·95 syf.··
2025 30. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2025 17:12
her ifade biçimi (kur’anî, bilimsel, felsefi vb.) kendine özgü bir gramatik yapıya sahiptir ve bu yapı,ifadenin anlamını doğrudan belirler.anlam, dilin dışında sabit bir şey değildir; dilin kullanım biçiminden doğar.bu nedenle Kocabaş, düşünmenin sağlıklı biçimde gerçekleşmesi için önce dildeki ayrımların fark edilmesi gerektiğini vurgular.günlük dilde ve akademik dilde kullandığımız ifadeler çoğu zaman farklı türlere aitken aynı türmüş gibi işleniyor.bu kitapta dilin yalnızca bir iletişim aracı değil,aynı zamanda düşüncenin biçimi olduğunu ortaya koyuyor.yalnızca kelime düzeyinde değil, mantıksal ve kavramsal düzeylerde de çözümlenmesi gerektiğini savunuyor.Bu yaklaşımlarda dil-felsefe, mantık ve anlam teorisi arasında bir köprü kurmaya çalışıyor. Aynı zamanda temel inanç ifadeleri, teorik- hipotetik ifadeler, hal ifadeleri gibi dil içindeki kullanım alanları farklı olan türlerin gramatik ayrımına dikkat çekmiş. Kocabaşın Terminolojisine Göre; DİL- Kocabaşa göre dil,yalnızca iletişim aracı değildir, düşünmenin zeminidir.İnsan, dili kullanarak düşünür, yani dil düşünceden sonra gelen bir şey değil, onunla eşzamanlı bir faaliyettir. ANLAM-Kelimelerin veya cümlelerin dış dünyada ki nesnelere gönderme yapmasıyla sınırlı değildir. Kocabaş için anlam, bir ifadenin kullanıldığı gramatik yapı ve mantıksal bağlam içinde ortaya çıkar. Yani anlam, dilin içsel düzeninden doğar. Kelime değil , ifade anlam taşır. İFADE- Bir düşüncenin dile geçiş biçimidir.Ancak her ifade aynı türden değildir.Kocabaş, ifadeleri kendi ‘’gramatik türlerine’’ göre ayırır. Kocabaşa göre dil,yalnızca insanlar arasında iletişimi sağlayan bir araç değildir, düşünmenin kendisi zaten dilin içinde gerçekleşir.Klasik anlayışa baktığımızda düşünce önce ortaya çıkar, sonra dil bu düşünceyi dışa aktarmak için
İfadelerin Gramatik AyırımıŞakir Kocabaş · Küre Yayınları · 2002121 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2025 25. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 22 Ağustos 2025 23:01
düşünmek benim için artık sadece kafamda dolaşan fikirler değil, aynı zamanda sorumluluk gerektiren bir süreç.bu süreçte,düşünmenin pasif bir şey olmadığını, aksine bilinçle ve dikkatle yapılması gereken bir çaba olduğunu gördüm.kendi zihnimi ve varlığımı sorguladığım bir alan, her adımda kendimi, düşüncelerimi ve neden böyle düşündüğümü fark etmemi sağlıyor.İnsan, düşünerek hem kendini hem de varlığı anlamaya çalışıyor.Hakikati aramak sadece doğruları bulmak değil,aynı zamanda eksikleri, belirsizlikleri ve kendi ön kabullerimi fark etmemle de ilgili.bu yüzden düşünmeye yaklaşımım, sorular sormak, kavramları birbirine bağlamak ve her düşünceyi dikkatle değerlendirmeye çalışmam diyebilirim.bazen bir kavramı veya düşünceyi sorguladığımda, yeni bağlantılar ve farklı bakış açıları ortaya çıkıyor; bu, düşünmenin ne kadar dinamik ve canlı bir süreç olduğunu gösteriyor.düşünmek hem özgürlük hem de sorumluluk. düşünmek benim için sadece kafamda dolaşan fikirler değil; varlığı ve hakikati anlamaya yönelik, sorumluluk ve özgürlükle yürütülen bir süreç.her düşünce bana kendimi daha iyi tanımamı, düşüncelerimi sorgulamayı öğretiyor.. Yasin Ramazan’ın düşünmenin alfabesi kitabıyla, eş zamanlı okundum bu kitabı beraber değerlendirmek istiyorum; İlk olarak düşünme kavramını ele aldım; Yasin Ramazana göre düşünme, insanın kendini ve dünyayı anlamasının temel aracıdır.düşünmeyi yalnızca zihinsel bir faaliyet olarak değil, insanın varoluşuna yön veren bir eylem olarak görür. Düşünmek, hakikati aramak için sorumluluk üstlenmek demektir. Bu yüzden düşünme bir tür özgürlük ve yükümlülük arasında salınan bir çabadır. Ömer Mahir Alper düşünmeyi felsefi faaliyetin kalbi olarak tanımlar. Onun için düşünme, sorularla başlayan, kavramlar üzerinden ilerleyen ve hakikati temellendirmeyi amaçlayan
Felsefenin DoğasıÖmer Mahir Alper · Litera Yayınevi · 201131 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2025 23. kitabı
·
39 günde okudu
·
Okunma: 05 Ağustos 2025 19:37
“Hakiki bilgi şeyin özünün kavranmasını gerektir.” bu cümle bana bilgi dediğimiz şeyin sadece yüzeysel bir bilmek olmadığını gösterdi.bir şeyi gerçekten bilmek, onun en temel ve değişmeyen yanını, yani özünü anlamak demek.üzerinde düşününce aslında gündelik hayatta çoğu zaman yüzeyde kalan bilgileri öğreniyoruz ama bir şeyin özüne inmek çok daha derin ve kıymetli bir çaba. akli idrak aslında dışarıdan aldığımız bilgileri kendi içimizde var olan suretlere, yani içsel imgelerimize yansıtmaktır.yani biz bir şeyi kesin olarak bildiğimizde,o şeyin bilgisini dışarıdan almakla kalmayız aslında kendi özümüzde zaten var olan bir sureti bilmiş oluruz.bu yüzden,akıl yoluyla bir şeyi bildiğimizde,aynı zamanda kendimizi de bilmiş oluruz.çünkü bu bilgi, bizim özümüze içkindir.bütün bunları düşününce şunu fark ettim,bilgi aslında sadece dışarıdan bir şey öğrenmek değil,aynı zamanda kendimizi de keşfetmek demek.çünkü akıl, bir şeyi kavradığında sadece o nesneyi değil,aynı zamanda kendi içindeki karşılığını da buluyor.bu da bana düşünmenin sadece bir eylem değil, bir özbilinç kazanma yolu olduğunu gösterdi.belki de bu yüzden insan bazen derin bir şeyi anladığında,o an sadece bir bilgiyi öğrenmiş gibi değil de, kendisiyle ilgili yeni bir şeyi fark etmiş gibi hissediyor. +ibni sinanın akıl ile makul arasındaki ilişki üzerine yaptığı tartışmalar,benim için düşüncenin doğasını yeniden anlamamı sağlayan bir pencere açtı.akıl ile makûlün özdeş olamayacağı dikkatimi çekti.bazı filozoflar,insan nefsinin akledilirlerle yani düşündüğü kavramlarla tamamen özdeşleştiğini,hatta nefsin zatının akledilirlerin kendisi haline geldiğini söylemişler.ibni sina ise bu fikri neredeyse tamamen anlaşılmaz buluyor.ona göre nefis, düşünen bir varlık olarak nasıl olur da düşündüğü şeyle bütünüyle aynı hale
Teklif - Sayı 9 (Mayıs 2023)Teklif Dergisi · Ketebe Yayınları · 202320 okunma
Puan vermedi·262 syf.··
2025 20. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 25 Temmuz 2025 02:59
bilim, modern dünyanın en çok güven duyulan bilgi kaynağı olarak sunulmakta,nesnelliği, kesinliği ve evrenselliğiyle neredeyse sorgulanamaz bir otoriteye sahipmiş gibi kabul edilmektedir.ancak bu kabul, çoğu zaman bilimsel bilginin nasıl oluştuğu, ne tür varsayımlara dayandığı ve gerçekten neyi temsil ettiği sorularını göz ardı eder.kitap, bilimsel bilginin doğasını yalnızca tanımlamakla kalmaz; onun sınırlarını, tarihsel gelişimini ve felsefi temellerini de sorgular.bilimi “tek doğruya götüren tarafsız bir yöntem” olarak gören bakış açısını kırarak, yerine daha eleştirel, çok katmanlı ve tarihsel bir perspektif önerir. Kitabın ilk bölümleri, bilimsel yöntemin temel dayanağı olan tümevarım ilkesini masaya yatırır.chalmers, gözlemlerden genel ilkelere ulaşma sürecinin göründüğü kadar sağlam bir zemin sunmadığını gösterir.bu sorgulama, bilimsel bilginin yalnızca deney ve gözleme dayalı olmadığı; aynı zamanda kuramsal, varsayımsal ve tarihsel bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyar. kitap boyunca gözlemlerin teoriden bağımsız olamayacağı, yani her gözlemin belirli bir kuramsal çerçeve içinde anlam kazandığı vurgulanır. bilimsel bilginin “nötr” ve “nesnel” bir zemin üzerine kurulu olduğu yönündeki düşünce sarsılır.chalmers bu noktada yalnızca bilimsel yöntemi açıklamakla yetinmez; onun sınırlılıklarını, varsayımsal doğasını ve tarihsel kırılmalarla nasıl evrildiğini de dikkatle analiz eder. özellikle bilimsel teorilerin gerçeklikle ilişkisi üzerine kurulu olan realizm ve enstrümantalizm tartışmalarıyla yoğunlaşır. Realistler, bilimsel teorilerin doğrudan gerçekliği temsil ettiğini savunurken; enstrümantalistler, teorilerin yalnızca işe yarayan araçlar olduğunu öne sürer.chalmers bu iki yaklaşımı karşı karşıya getirerek her birinin güçlü ve zayıf yönlerini tartışır. gerçeği
Bilim DedikleriAlan Chalmers · Vadi Yayınları · 19974 okunma