Eğer yaşamak kelimesinin manası her şeyden mahrum olmak ve ıstırap çekmekse, her an küçülrnek ve bunu nefsinde her lahza duymaksa, bir türlü aşama yacağı bir çemberin içinde durmadan çırpınmaksa, süphesiz ben de, benimkiler de en derin şekilde yaşıyorduk.
Bağışlıyor muyum onu ne? Mümkündür. Bağışlama kapısını açmak zor olsa da, bir kere açtıktan sonra içeri girmek kolaydır. Şu dünyada kalan zamanını da kolaylaştırır.
Birinin haklılığı, öbürünün haksızlığının sebebi ise, bu mesele hayatın çetin bir kördüğümü olup çıkıyordu. Kime hakkını vereceğini bilemeyenin hakkı ne olacaktı peki?
Hakikati bilsem, dümdüz seni suçlayabilsem, belki yaşamak benim için daha kolay olacaktı. Ama işte bilmemek vardı. Öğrenememek. Mutsuz sonu anlatan bir cümleye, acıtsa da noktayı koymak ve yürüyüp gitmek daha kolaydı belki ama sen hep virgülleri verdin bana.
Koyduğum her noktanın altına, gazetelerde karşıma çıkıp bir virgül ekledin. Türkçenin o çok da manalı olmayan, şahsiyetsiz noktalı virgülleri ile doldurdun hayatımı.
Her neredeysen virgüllerinle mutlu musun şimdi?