"Aylar geçtikçe Selim'in bünyesi, evdeki tuhaflığı peyderpey özümsedi. Sonunda Selim, kendisinin Vahap Bey'e dönüşmesine ya da Vahap Bey'in akşam yemeklerinde dirilmesine ve büfedeki fotoğrafın içinde sürekli benlik değiştiren ikiz kız kardeşlere o kadar alıştı ki, birgün sarhoşken, kimbilir, belki de babam hala yaşıyordur ya da ben bazı geceler gerçekten babama dönüşüyorumdur, diye düşündü."
Güneş tepelerin ardından ağır ağır, mahallenin eli hafif iğnecisi gibi, kimseye hissettirmeden çıktı. Sessizdi. Ilık ılık yükseldi, kan çanağı gözlerimin içine doğdu. Uzaklardan bakan, ötelerden dinleyen herkese çengelli soru işaretleri getirdi. Gülümsedim. Caddenin karşısındaki yalının bahçesinde kargalar gakladı. Sesleri çok uzaklardan geliyor gibiydi. Sıcak bir su aktı kulağımdan ve anlamlandırmaya çalıştığım tüm boğuk sesler aynı anda yükseliverdi.
Ölürken de o pis sokak bilgesi numaralarından birini çekti: Koca şehirde hiç yer yokmuş gibi, gitti plazaların arasında, hastanenin önünde geberdi. Hani gelip geçenin içi burkulsun, akşam haberlerde gören dursun, düşünsün gibisinden. Olmadı Rasim Abi, bu sefer beceremedin. Kimsenin yüreğini müreğini sızlatamadın. Hatta kimse seni tanımadığı için unutanın bile olmadı. Seni ancak benim gibi aptallar unutacak. Ben gidince de benim yerime bir başka aptal gelecek, o da beni ve seni unutacak. Bu böyle sürüp gidecek.
Pardon diyorlar, bazen de biraz dikkat eder misiniz, diye çemkiriyorlar. Ne acayip soru. Biraz dikkat ediyorum zaten, biraz da etmiyorum. Siz diğer yarısına denk geldiniz; pardon, pardon, pardon.