Serkan Aktaş

Serkan Aktaş
@dmgctrl
Okurgezer
Puan vermedi·272 syf.··
2025 53. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2025 17:53
Aslında kitaba başlarken karamsar bir hikaye okuyacağımı daha önce yazılan yorumlardan anlamıştım ama bu biraz fazla oldu sanki. Beni Asla Bırakma’yı bitirdiğimde açıkçası moralim bozuldu. Sadece hüzünlenmek değil, böyle içimde bir ağırlık hissettim sanki. İnsanların klonlanıp birer organ deposu gibi kullanıldığı, yaşamlarının başkalarının sağlığı uğruna parça parça tüketildiği bir kurgu zaten başlı başına sarsıcı. Ama beni asıl üzen, bu klonların yaşadığı çaresizlik, kabulleniş ve derin karamsarlıktı. Romanın kısa özeti bile insanın içini daraltmaya yetiyor. Kathy, Ruth ve Tommy, Hailsham adlı bir yatılı okulda büyüyen çocuklardır. Zamanla, aslında organ bağışı için yetiştirilen klonlar oldukları ortaya çıkar. Hayatlarının kaçınılmaz sonu, “bağışçı” olmak ve genç yaşta ölmektir. Buna rağmen severler, kıskanırlar, hayal kurarlar; yani bütünüyle insani bir hayat yaşarlar. Kazup Ishiguro’nun beni en çok etkileyen yönü, bu korkunç düzeni son derece sakin ve gündelik bir dille anlatması oldu. Kimse zincirlenmiyor, kimse çığlık atmıyor. Her şey düzenli, kibar ve “normal”. Tam da bu yüzden insanın içini ürpertiyor. Çünkü burada anlatılan kötülük, canavarca değil; sistemli, sessiz ve meşru. Okurken şu düşünceden kurtulamadım: İnsan, içine doğduğu adaletsiz bir düzeni ne kadar kolay kabullenebiliyor? Klonlar kaderlerinin farkındalar ama büyük bir isyan da yok. Kaçmaya çalışmıyorlar. Umutları bile sınırlı, neredeyse baştan kırpılmış. Onlara sanatın önemli olduğu, özel oldukları söyleniyor; ama bunun, sistemi işletenlerin vicdanını rahatlatan bir yanılsama olduğunu sezmemek mümkün değil. Bu kitap beni üzdü çünkü klonlar yalnızca bedenleriyle değil, duygularıyla da sömürülüyor. Ruh halleri, sevgileri, hayal kırıklıkları var ama bunların hiçbirinin hayatlarını gerçekten
Beni Asla BırakmaKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 202512,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·360 syf.··
2025 52. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2025 13:41
Isaac Asimov’un bugüne kadar nerdeyse tüm kitaplarını okudum. Her ne kadar bu kitabı okumadan önce birbiri ile çelişen çok miktarda yoruma göz atmış olsam da bence Vakıf ve Robot serisi ile kıyasladığımda İşte Tanrılar’ın, yazarın en olgun eserlerinden biri olduğunu söylemek mümkün. Roman üç bölümlü yapısı ile farklı dünyaların ve farklı varlıkların gözünden enerji, güç ve sorumluluk kavramlarını inceliyor. Kitabın konusu kısaca şöyle: Dünya’da iki evren arasında madde alışverişi yapılmasını mümkün kılan bir buluş sayesinde, görünüşte sınırsız ve temiz bir enerji kaynağı bulunur. Ancak bu enerji alışverişi, Evren’in temel fizik yasalarını bozarak her iki paralel evrende de büyük bir tehlikeye dönüşmektedir. Roman, insanların bu gerçeği görmeyi reddedişini, bilimsel kibirlerini ve alternatif bir evrende yaşayan, bambaşka fiziksel özelliklere sahip varlıkların kendi dünyalarını kurtarma çabalarını paralel bir yapıda anlatır. Asimov’un bence İşte Tanrılar’daki en etkileyici başarısı, kitabın ikinci bölümünde karşımıza çıkan çok cinsiyetli yabancı türün duygularını, ilişkilerini ve toplum yapısını şaşırtıcı derecede canlı bir şekilde aktarması. Bilimsel teori bağlamında kitap birazcık ağır bir kurguya sahip olsa da, romanın asıl gücü karakterlerin etik ikilemleri ve gerçeği kabul etmenin ve paylaşmanın bedeli üzerine kurulu. Son bölümde Ay’daki koloninin devreye girmesiyle hikâye daha da maceracı bir tona bürünüyor ve romanın çözümü, Asimov’un bilimsel altyapısı ve eleştirel tutumunu bir arada barındırıyor. İşte Tanrılar hakkında biraz araştırma yaptığımda, Asimov’un Pulitzer’e en çok yaklaşan romanı olarak değerlendirildiğini gördüm. Bence bu değerlendirmeyi hak ediyor. Asimov bu romanda hem ilginç ve üzerinde doğru olabilir mi acaba diye düşündüren bir bilimsel fikir
İşte TanrılarIsaac Asimov · İthaki Yayınları · 2021959 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2025 50. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2025 14:59
Karanlığın Yüreği, ilk bakışta bir macera romanı gibi başlıyor ama ilerledikçe insanın iç dünyasına ve medeniyetin karanlık yüzüne uzanan oldukça derin bir eleştirel yazıya dönüşüyor. Romanın anlatıcısı olan Marlow isimli karakterimiz, Afrika’da Kongo Nehri boyunca çalışan ve fildişi ticareti yapan Belçikalı bir şirketin istimbotunda kaptan olarak görev alıyor. Çalıştığı şirket, nehrin iç kesimlerinde yaşayan ve çok başarılı bir çalışan olduğu söylenen Kurtz’u bulup geri getirmesini istiyor. Ancak Marlow nehrin derinliklerine doğru ilerledikçe gördükleri onu sarsıyor. Uygar olduklarını iddia eden Avrupalıların, yerli halkı acımasızca sömürdüğünü, onların emeğinden faydalanırken aynı zamanda doğayı da yok ettiğini fark ediyor. Kurtz’u bulduğunda ise bambaşka bir gerçekle karşılaşıyor. Kurtz artık aklını yitirmiş, kendini ormanın ortasında bir tür tanrıya dönüştürmüş, çevresindekilere hükmeden biri hâline gelmiş. Ölmeden önce söylediği “Korkunç! Korkunç!” sözleri, hem kendi yaptıklarının hem de insanlığın içindeki kötülüğün bir özeti gibi. Marlow, Avrupa’ya döndüğünde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını hissediyor. Çünkü karanlık sadece Afrika’da değil, insanın içinde de var. Karanlığın Yüreği, sadece sömürgeciliğin eleştirisi değil, aynı zamanda insan doğasının karanlık yönü hakkında da güçlü bir sorgulama. Kitabın dili zaman zaman yoğun ve zorlayıcı olsa da, atmosferi çok güçlü. Kongo Nehri boyunca yapılan yolculuk, sanki insanın kendi ruhunun derinliklerine yaptığı bir yolculuk gibi. Marlow’un gördükleri, aslında hepimizin içinde var olan ikiyüzlülüğü ve güç hırsını yansıtıyor. Karanlığın Yüreği, kısa ama etkili bir roman. Kitabı okurken asıl karanlığın ormanda mı, yoksa insanın içinde mi olduğunu sorgulattırıyor.
Karanlığın YüreğiJoseph Conrad · Alfa Yayınları · 20225,5bin okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2025 49. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Kasım 2025 12:32
Aleksandr Balyaev’in Hava Adamı Ariel romanı, Sovyet döneminin erken bilimkurgu örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Fakat bu kitabı “bilimkurgu klasiği” olarak görmek bana göre biraz iddialı olmuş. Çünkü Balyaev’in romanında odak noktası teknoloji ya da bilimsel ayrıntılar değil; insan doğası, özgürlük ve vicdan üzerine kurulu. Roman, üzerinde yapılan bir bilimsel uygulama sonucunda uçma yeteneği kazanan Ariel adlı bir gencin hikâyesini anlatıyor. Ariel, bu deneyle uçabilen bir insana dönüşüyor ama aynı zamanda bilimsel merakın kurbanı haline geliyor. Hikâyenin çok büyük kısmı Hindistan’da geçiyor. Ariel, burada bir Budist eğitim tesisine kapatılıyor. Ancak bu yer aslında göründüğü kadar huzurlu bir manastır değil; insanların hipnozla kontrol altında tutulduğu, yani özgür iradelerinden tamamen koparıldıkları bir mekan. Ariel de bu sistemin bir parçası haline getiriliyor. Hipnoza karşı koyan ve uçma yeteneğine kavuşan Ariel, bu tesisten kaçarak, bir yandan zihinsel ve ruhsal bir kurtuluş yaşarken diğer yandan kendini başka maceraların ve kast sisteminin ağır düzeninin içinde çırpınan Hindistan toplumunun içinde hayatta kalmaya çalışıyor. Romanında bilim ahlaki bir sınavın parçası olarak yansıtılmış. İnsanlar “bilim uğruna” sınır tanımadan yaptıkları deneylerle insanların ve daha da kötüsü bir çocuğun hayatı, iradesi ve kimliğini aslında yok etmeye çalışıyor. Ariel’in hikâyesi de aslında bu anlamda insanlığın vicdanla olan imtihanı olarak sunuluyor. Yine de Ariel’in içindeki saflık, merhamet ve özgürlük arzusu romanı karamsarlıktan kurtarıyor. Bir de yazar hakkında bir yorum yapmak istiyorum. Balyaev için “Rusya’nın Jules Verne’i” deniyor ama bence bu benzetme bu kitap özelinde biraz zorlama. Jules Verne’in romanlarında hayal gücüyle örülmüş keşifler, teknik
Hava Adamı ArielAleksandr Belyaev · İthaki Yayınları · 2021456 okunma
Puan vermedi·888 syf.··
2025 46. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2025 13:58
Moby Dick ya da Balina, yalnızca bir balina avı değil, insanın doğayla ve kaderle giriştiği bir hesaplaşma hikayesi. İş Bankası Kültür Yayınları’nın özenli baskısı, Melville’in yoğun ve sembolik anlatımını Türkçede okunabilir hale getirebilmiş. Böylece klasik bir roman, aynı zamanda denizcilik kültürünün ve insan doğasının iç içe geçtiği bir ortamı okuyucuya güzel bir şekilde sunmuş. Türkiye’de en çok yarım bırakılan kitaplar arasında olduğu söylenen Moby Dick, gerçekten de okurken sabır isteyen bir roman. Ancak ben, yaklaşık 850 sayfalık hacmine rağmen, eseri yarım bırakacak kadar sıkılmadım. Melville’in zaman zaman sayfalarca uzattığı betimlemeler, özellikle okyanusun, geminin ya da balinanın fiziksel özelliklerine dair uzun açıklamalar, birçok okur için durağan gelebilir. Ama bana göre bu bölümler, romanın asıl gücünü oluşturuyor. Melville, edebi bir hikaye anlatıcısı olmanın ötesine geçerek bir doğa tarihçisi, bir filozof ve bir deniz bilimci gibi davranıyor. Balina avcılığına, denizcilik terimlerine ve dönemin teknolojisine dair teknik bilgiler, romanı yalnızca bir edebi metin değil, aynı zamanda 19. yüzyıl denizciliği üzerine ansiklopedik bir kaynak haline getiriyor. Bu yönü, benim Moby Dick’e olan ilgimi daha da artırdı. Romanın merkezinde yer alan Kaptan Ahab, insanın kendi takıntısına yenilmesinin üzücü bir sembolü. Beyaz balina Moby Dick onun için yalnızca bir hayvan değil, bir takıntı objesi. Bu açıdan roman, yalnızca bir macera değil, psikolojik bir sorgulama aslında. İş Bankası Kültür Yayınları’nın baskısı, sadelik ile edebi derinlik arasında dengeli bir yol izlemiş. Bu konuda çevirmeni ve yayınevini tebrik etmek gerekiyor. Çeviri, hem Melville’in yoğun üslubunu koyabilmiş, hem de Türkçe okura anlaşılabilir bir anlatım sunmuş. Kitaptaki dipnotlar ve
Moby Dick Ya Da BalinaHerman Melville · İş Bankası Kültür Yayınları · 20217,3bin okunma
Reklam