Serkan Aktaş

Serkan Aktaş
@dmgctrl
Okurgezer
Puan vermedi·256 syf.··
2025 56. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Aralık 2025 14:19
Harry Harrison’un “Yer Açın! Yer Açın!” romanı, okurken iki farklı kitap okuyormuş hissi veren, yapısal olarak ilginç bir kitap. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey ne cinayet ne de polisiye çözüm oldu; asıl ağırlık, kalabalığın içinde sıkışıp kalmış insanların gündelik hayatta yaşadığı bunaltıydı. Romanın ilk kısmı, son derece akıcı bir polisiye gibi ilerliyor. Cinayet soruşturması, ipuçları, şehir içindeki güç dengeleri, New York üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen yapılar ve Cuerta gibi figürler, okuru bir şeyler çözülecek beklentisiyle diri tutuyor. Bu bölümde tempo yüksek, olay örgüsü net ve klasik bir anlatı var: Sorular soruluyor ve cevapların geleceği hissi yaratılıyor. Ancak ikinci kısma geçildiğinde, roman adeta bilinçli bir kırılma yaşıyor. Tempo belirgin biçimde düşüyor ve polisiye yapı geri çekiliyor. İlk bölümde önem atfedilen güç odakları, entrikalar ve politik hesaplar bir anda anlamsızlaşmış gibi bir kenara bırakılıyor. Cuerta ve New York üzerindeki hâkimiyet iddiaları, sanki baştan beri merkezi bir mesele değilmişçesine üzeri örtülerek geçiliyor. Bu durum ilk bakışta okurda bir yarım kalmışlık hissi yaratabiliyor. Ama tam da bu noktada Harrison’ın asıl derdinin ne olduğu daha net ortaya çıkıyor. İkinci bölümde roman, artık ne olduğuyla değil, insanların nasıl yaşadığıyla ilgilenmeye başlıyor. Aşırı kalabalığın yarattığı konforsuzluk, kısıtlı imkânlar, su ve gıda kıtlığı, özel alanın neredeyse tamamen yok olması ve insanların bu koşullar altında hayata tutunma çabası, polisiye gerilimin yerini alan asıl anlatı haline geliyor. Okur da bu kalabalığın içine itilmiş gibi nefes alamamaya başlıyor. Bu yapısal bölünme, romanın zayıflığı olmaktan çok, mesajının bir parçası gibi duruyor. Çünkü Harrison sanki şunu söylüyor: Böyle bir dünyada bireysel suçlar,
Yer Açın! Yer Açın!Harry Harrison · İthaki Yayınları · 2021418 okunma
Reklam

Serkan Aktaş

, bir kitap okudu
Puan vermedi·256 syf.··
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Aralık 2025 14:19
·
2025 56. kitabı
Harry Harrison
7.9/10 · 418 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2025 55. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2025 15:46
Ursula K. Le Guin’in Rüyanın Öte Yakası romanı, beni fikir düzeyinde çok etkileyen ama bitirdiğimde zihnimde bazı soru işaretleri bırakan kitaplardan biri oldu. Genel olarak beğendim; özellikle konusu son derece özgün, rahatsız edici ve düşündürücü. Ancak hikâyenin finali konusunda, “Acaba biraz fazla mı kısa kesildi?” sorusu hâlâ aklımda. Roman, George Orr adlı sıradan bir adamın etkili rüyalar görmesi üzerine kurulu. George’un rüyaları, uyandığında gerçekliği değiştiriyor; dünyanın rüyasında gördüğü hâle dönüşmesine neden oluyor. George bu durumdan çok rahatsız, hatta ondan korkuyor ve böyle bir güce sahip olmayı istemiyor. Ancak terapisti Dr. Haber, bu yeteneği fark ettiğinde onu, tabii Dr. Haber standartlarında daha iyi bir dünya yaratmak için kullanıyor. İşler tam da burada kontrolden çıkıyor ve iyi niyetle yapılan her müdahale, dünyayı daha adil değil, daha tuhaf ve daha sorunlu bir hâle sokuyor. Le Guin’in beni en çok etkileyen yanı, bu olağanüstü fikri büyük olaylarla değil, son derece sakin ve ölçülü bir anlatımla ele alması. Roman bağırmıyor, gösteriş yapmıyor; aksine sessizce ilerliyor. Ama bu sessizlik içinde, insanın, dünyayı düzeltme hakkı olabilir mi ya da gerçeklik, akılla şekillendirilmeli mi gibi konular sorgulanıyor. Benim kitabı beğenmemin temel nedeni, Le Guin’in gücü elinde tutan aklı son derece temkinli bir yerden sorgulaması. Dr. Haber’in temsil ettiği şey, bana göre klasik bir ilerleme saplantısı. Her şey kontrol altına alınabilir, her sorun teknik bir çözüme indirgenebilir sanısı. George ise pasif, hatta silik gibi görünen ama aslında müdahale etmemenin etik ağırlığını taşıyan bir karakter. Bu karşıtlık romanın asıl omurgasını oluşturuyor. Ancak hikâyenin sonuna geldiğimde bir duraksama yaşadım. Final kesinlikle anlamsız ya da zayıf değil;
Rüyanın Öte YakasıUrsula K. Le Guin · Metis Yayıncılık · 20201,475 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2025 54. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2025 14:16
Aldous Huxley’nin Maymun ve Öz kitabını okuduğumda hissettiğim şey, klasik bir “beğendim / beğenmedim” duygusundan çok daha farklıydı. Kitap beni keyiflendirmedi, hatta kusurlu doğan bebeklerle ilgili bölümü oldukça rahatsız da etti. Huxley insanın karanlık tarafını o kadar çıplak ve acımasız bir biçimde gösteriyor ki, okuyucu ister istemez bugün yaşadığımız dünyanın gündemini de sorgulamaya başlıyor. Kısa bir özetle hikaye, nükleer bir savaş sonrası harap olmuş bir dünyada geçiyor. Kaliforniya’dayız ve medeniyet çökmüş; insanlık, bilimsel ve ahlaki olarak geriye savrulmuş. Hayatta kalan insanlar ilkel, dogmatik ve şiddete dayalı bir düzen kurmuşlar. Akıl, bilim ve sorgulama şeytanlaştırılmış, doğumlar bile ritüellerle ve korkuyla kontrol edilir olmuş. İnsanlık, adeta kendi yarattığı yıkımın ardından yeniden maymunlaşmış. Benim için asıl sarsıcı nokta, bu distopyanın uçuk ya da tamamen hayal ürünü gibi durmamasıydı. Aldous Huxley, insanın eline sınırsız güç geçtiğinde ve buna paralel olarak ahlaki gelişimin aynı hızda ilerlemediğinde neler olabileceğini anlatıyor. Roman boyunca insanın akla düşmanlığı, dogmalara sarılma ihtiyacı ve şiddeti meşrulaştırma becerisi çok sert bir dille eleştiriliyor. Huxley, insanın doğadaki en gelişmiş varlık olmadığını, yalnızca korkuları, içgüdüleri ve fanatizmi tarafından yönetilen bir canlı olduğunu öyle güzel yüzümüze çarpıyor ki kendinizi nakavt olmuş bir boksör gibi hissediyorsunuz. Kitap aslında çok uzun değil ana okurken sık sık bir umutsuzluk duygusu yaşattı bana. Çünkü Huxley, bir kurtuluş yolu da sunmuyor. İnsanlığın ders aldığını ya da alabileceğini de ima etmiyor. Aksine, aynı hataların tekrar tekrar yapılmasının neredeyse kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Bu karamsarlık, kitabı ağırlaştırıyor diyebiliriz. Özetle Huxley
Maymun ve ÖzAldous Huxley · İthaki Yayınları · 2021507 okunma